9 Temmuz 2010 Cuma

ustalara saygı kuşağı


ailemin işlettiği ufak otelde çalışan aşçıların hepsinin birbirinden garip olduğunu düşünüyorum.bazıları çok eğlenceliydi bazıları çok mendebur.hepsinin tek bir ortak yanı vardı o da benim garip isteklerim ile mücadele etmek.aslında garip olmayan bu isteklerimi kendi vizyonlarına uzak olduğundan her seferinde la havle çekerek yapmaya çalıştılar.saçmaladığımı bildiğinden emin olduklarımla çok eğlenceli zamanlar geçirdim

favorilerim ve hiç unutamadıklarım var aralarında:


recep usta:kendisi ilk göz ağrımızdı.bakalınlıktan emekli bolu mengenli şişko aşçı.arkasında ''mengenli''yazan 06 plakalı beyaz bir şahini vardı ve 40 yaşında ehliyet almış bir çılgındı.yemek yeme konusunda kara delik gibiydi çevresindeki tüm yiyecekleri saniyesinde yokedebiliyordu.bugüne kadar gördüğüm en iyi yemek yapan aşçıydı ama.sinirlenince bana övdö kölmöyösöcö derdi(evde kalmayasıca)
birgün elemanlardan birisinin eli kesildi sağlık ocağına götürdük,kapıda beklerken adamın birisi gelip ustayla bişeyler konuşmaya başladı sonra da doktor bey falan dedi.anladık ki ustayı kıyafetinden dolayı doktor sanmış usta da bunu farkedince bön öşçöyöm hö hö hö diye güldü adamın yüzüne yüzüne,adam utandı kaçtı tabi...babası rahatsızlığından bizimle çalışamıyor artık ama hala içip içip arar sizi çok özledim en sevdiğim insanlarsınız diye.


ramazan usta:evet bu mübarek isimler şans eseri denk geldi.ramazan usta aralarında en komik olandı.en çok onunla uğraştım.kışın hiç kimsecikler olmadığında canımız sıkılmasın diye tavla öğrendik kedisiyle.adanalıydı ve hayatımda yediğim en güzel adana kebapları yapan insandı.
yumurta beyazından omlet istiyorum dediğimde allahım ne günah işledim diye gidiyordu yanımdan.bu yemek hiç güzel olmamış canım diye dalga geçtiğimde de çünkü seninkine sevgimi katmadım canım diyordu.kovuldun ramazan yemeğin tuzu çok olmuş diye takıldığımda senin kocan olacak insan için geceleri gizlice ağlıyorum kimbilir neler çekecek derdi .çok komik ve çok tatlıydı,kızı oldu inşallah bana benzer dedim gerçekten garip istekleri olan bir kıza sahip şu an.ama çok mutluyum iyi ki sana benzedi dedi giderken.o da çocuğu olduktan sonra sürekli çalışabileceği bir iş bulduğundan artık bizle çalışmıyor ama en çok onu özlüyorum açıkcası.


ekrem usta: en sevmediğim şahıstı kendisi.hiçbirimiz sevmiyorduk zaten.çok dedikoducu ve olumsuz bir insandı.güvenilir bir tip değildi.onun olduğu sezon hiç mutlu bir sezon olmadı bizim için.kafayı da bana takmıştı.bu kız niye yemek yemiyor diye.çok acaip rahatsız edici bir ses vardı ve her akşam yemeğinde başıma dikilip neler almışım tabağıma diye kontrol edip o tırtıklı sesiyle tepemde konuşmaya başlardı.o adam yüzünden çok kilo verdim yemeklerden soğuduğumdan.neyse ki ailecek huzur kalmadığından yolladık ve kurtulduk.



hüsnü usta: şu anki ustamız kendileri.aşırı zayıf olduğundan gözümüz pek alışmadı.hem arabası hem de motoru var.garip birşeyler istediğimde hadi bakalım bugün de bu çıktı diyor.abi diye hitap ediyor bana bir de.adını bir türlü hafızama yerleştiremedim emin diyesim geliyor adama ne alakaysa.yemekleri de güzel gayet hafif.bu sabah ayran istedim allah allah dedi gitti,yapmayacak sandım mutfağa gittim anında yapmış.mutfakta sınır yok demekki iyi oldu öğrendiğim dedim hayır efendim istifa ederim dedi.gizli komik anladığım kadarıyla.



bunların haricinde arada gelip hemen gidenler de vardı.mustafa usta mesela sinemaya gidemem molokolteyl atarlar diyordu,ayrıldıktan bir yıl sonra uyuşturucudan tutuklandı.şaşırmadık tabi kafasının güzel olduğunu biliyorduk sinema saptamasından.zaten çineliydi yani herşey beklenirdi kendisinden...hamit usta vadı çok çirkin korkunç ve iğrenç yemekler yapıyordu.onun ceremesini kışın otelde kalan öğrenciler çekti ama çok kalmadı o da tabiki.

hayatımın son 10 senesini ciltler halinde yayınlasam ancak yetişir sanıyorum.


1 Temmuz 2010 Perşembe

I lost my mind in portofino


karmaya inanıyor musun,gerçekten mi?dedi umut.6 yıldır tanıyan birisi olarak hem de.
sen hiçbirşeye inanmıyorsun gibisin dedi gerekçe olarak da.
neye inanacağımı şaşırmışımdır belki bilemiyorum.rüyalarımı anlattım mesela,bazen gerçek oluyor dedim.evet çünkü çok şaşırtıcı rüyalarım var,anlatsam seçilmiş özel biriyim bile sanabilir bazı saflar.bir tarikat kursam mesela müridlerim olsa,neden olmasın bir kadının insanları etki altına alması erkeklerden daha kolaydır.
endonezya ya vize kalkmış gidebilirsin dedi güray.evet dedim zaten yurtdışı önceliğim endonezya dan başka biryer olamaz.o da biliyor ki çok gitmek istiyorum biryerlere,mesela rüyamda gerçek gibi gezdiğim malibu sahillerine.uyandığımda o kadar inanamamıştım ki rüya olduğuna,ayaklarıma baktım kumlar var mı diye.ama bir kanıt bulamadım.birkere de portofino sokaklarında gezdim rüyamda.hiçbir fikrim ve zikrim yokken gezdim.sonra belgeselde gördüm aynı gezdiğim sokaklar.işte o gün aşkımı bulamadım ama aklımı orda kaybettim gibi oldum.
bence şu çocukla sevgili olmalısınız çok tatlı çünkü dedi zeynep.döndüm baktım kapri giymiş kıvırcık saçlı bir çocukcağız.saf saf etrafına bakıyor kendi için yapılmış planlardan bihaber,tüm erkekler gibi.3 saliselik bakışla anında analiz yapıp kendime uygun görmeyip eledim.bazen yeteneklerimizden korkuyorum kadın olarak.ama eğlenceli ve iş görür olduğundan çok üzerinde durmuyorum.günde kaç defa 3 saliselik bakışlar ile taranıyoruz acaba.anında karar veriyoruz bu bize göre mi değil mi.ölüyatırım bir eleme bu çünkü geçse de kalsa da ruhu bile duymuyor sınava girenin.
çok doğru bir seçim dedi kenan.başkaları için yaptığım seçimlerin kendiminkilerden daha başarılı olduğunu düşündüm.takdir edilmek mi tatmin edilmek mi daha çok mutluluk veriyor diye geçen yıl sorsalar takdir derdim.ama artık tatmin diyorum ve gayet netim,kafamda en ufak bir çelişki yok.kemeri yanlış takmışsın canım kadınlar sağ tarafa takar dedi kenan.milyonlarca şey biliyor olmak trilyonlarca şeyi bilmediğin gerçeğini örtmüyor işte diye düşündüm.ağzımı heidi gibi ayırıp demek öyle diye kalmadan akabinde doğrusunu uygulayıp sonrasında araştırma yapmam da kendim için teselli oldu.herşey tamam bu sefer hiçbir eksik yok diye düşünülen bir dünya yok.en azından bende yok bunu biliyorum.
koridor mu cam kenarı mı diye sordu varan daki görevli,tabiki cam kenarı dedim.koridor seven bir kadın var mı bu dünyada acaba.herşey gelişse bile bu konuda gelişemiyorlar.bir kadın yolcu daima cam kenarı ister,çünkü yanından yüzlerce kez geçen muavin ona sürtsün istemez.yan taraftaki acaip insanla ve ön çaprazındaki arada sırada gereksiz yere arkaya bakan insanla göz göze gelmek istemez.cam kenarına sümüklüböcek gibi güvenlice ama çok sağlam olmadan yapışıp tüm otobüsten kendini soyutlamak ister.

nerede ineceksiniz diyecek muavin,tatlı canım nerede isterse orada diyeceğim.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

yat gez yüz çık




hani gözünüzü aynalardan alamazsınız,kendinize bakmaya doyamazsınız ya,işte o bende yat gezisi sonra olan bir durum.sürekli aynalara bakıp süzülüyorum.sapıklıktan değil kendimi inanılmaz güzel hissediyorum yat gezisi sonrası ondan.önceki hayatımda neydim acaba ki deniz suyu ve güneş bana bu kadar iyi geliyor.fokmuydum mesela.saçlar ve cilt parlıyor vücut hemen şekle giriyor.sihirli bir değnek gibi bana göre yat gezisi.
o kadar çok tekneyle geziye çıkıyorum ki artık bu konuda kitap bile yazabilirim.

bir kere herzaman için saat 10 da kalkıyor dedikleri tekne asla ve asla vaktinde kalkmaz,dolmasını beklerler çünkü.ama yine de erken gitmeliyiz ki en üstteki stratejik noktalara havlu koyalım.ama genelde ilk oturduğumuz yerden memnun kalmayıp ilerleyen saatlerde değiştiririz.üst katta uzun süre kalabileceğini sananlar da tekne hareket ettikten 15 dk sonra pişmiş bir şekilde aşağıya inerler.

ülkemizdeki tekne profili ne yazıkki çok sevimli değildir.genelde piknik kafasındaki aileler ve hiç görmek istemeyeceğimiz vücutlar görürüz. YARIMADA bir ülkenin insanı değilmişcesine yüzme bilmeyen,mayo ve şort seçimlerinde hiç başarılı olmayan insanlar doludur tekneler tıpkı halk plajlarındaki gibi.
ayrıca yüzme bilmeyen insanların tekne gezisinde ne iş aradıkları ise uzaylıların çözeceği birşey diye düşünüyorum.


tekneye adım atar atmaz iftar açarmışcasına yanlarında getirdikleri yemekleri yemeye çalışanlar da olmazsa olmazıdır gezilerin.genelde yüzülmediği zamanlarda insanlar bişeyler yiyor olur nedense.hayatlarını böyle idame ettiriyorlarmış gibi,yüzme ve yemek.
bütün gün neşe içinde yüzenler akşam dönüş yolunda kıpkırmızı ve mutsuz bir şekilde aşağı gölge kısımda otururlar.çünkü yat gezileri en kuytuda kalsanız bile sizi orta ateşde pembeleşinceye kadar çevirir sinsice.

en can sıkıcı konu ise yol boyu durmadan beyninizi yerinden hoplatan apaçi müzikleri.herzaman son ses ve en remikslisinden olurlar.ipodunuzun sesini açmayı bırakın, beyninize yerleştirseniz bile fayda etmez.sadece başınız ağrır başka da bir faydası olmaz,o müzikten kaçamazsınız.koylara yanaşıldığında sesi alçalır -yasak olduğundan o da- biraz yüzerken huzur bulursunuz,tabi etrafta bağıran çığıran insanları hesaba katmazsak.bu müzik olayı dönüşte en sıkıcı boyuta ulaşıp tarz değiştirir ve göbek havasına döner.en tadını çıkarıcağınız o muhteşem manzaralı akşam saati yolculuğu mezdekelerle hoplayıver çekirgelerle zayi olur gider.genelde teknedeki miçolar da göbek atıp kitlelerini eğlendirir.

bu tekne gezilerinde çok az eğlenmeyen insan olur çünkü türkiye böyle bir yer.100 kişilik teknede 10 kişi memnun kalmaz en fazla.bunlardan biraz sıyrılmak isterseniz haftasonu değil haftaiçi gezilere çıkmalısınız.türk gruplarının olduğu teknelerde başınızın ağrıyacağına emin olun ve kaçının.uzun değil kısa turları tercih edin.
paranız veya çevreniz varsa özel yatla çıkın tabi.ama özel yat insana tembellik verdiğinden çok gezme meraklısı arkadaşlarınızı tercih etmelisiniz.yoksa bir koyda çakılı kalırsınız tüm gün.

yine de hepsine tüm o kargaşaya kalabalığa değer bence.ertesi gün sizde sadece o gezinin güzelliği kalıyor çünkü.
aynalara cilvelenmenin bedeli var sonuçta.









8 Mayıs 2010 Cumartesi

kerizella


önceden sadece güneşli bir güne uyanmak yeterliyken artık o da yetersiz kalıyor.çünkü biz insanlar hiçbirşeyle yetinmiyoruz.yaz geliyor yine mutlu değiliz.
ben değilim açıkcası,ben aslında iyiyim de,beynim hiç mutlu değil.
herkes herşey içeri girmeye çalışıyor.popüler bir mekanmış gibi herkes görmek istiyor ve geride pisliğini bırakarak terkediyor beyin mekanımı.
uyurken huzurlumuyum bilmiyorum çünkü hatırlamıyorum.yatarken yine milyonlarca düşünce,uyanınca yine aynısı.hiçbirisi benimle ilgili değil hep başkaları.gözümü açar açmaz telefon geliyor yine benimle,güzel hatrımla ilgili değil.
benim işim aslında yaptığım şey değil.benim işim kendim dışımda herkesi herşeyi sürekli düşünmek.kurdeşen dökercesine düşünmek çoğu zamanda.ya da kafadan atamamak.
dünyaya bunun için mi gönderildim acaba.kerizlik gezegenin son elemanı olarak ben mi kaldım.
neyse, ne mi istiyorum?sadece kendimi düşündüğüm ve geri kalan herşeyin herkesin beni düşündüğü günler istiyorum.birisi sırtına alıp götürsün beni ve kurtarsın istiyorum.

25 Nisan 2010 Pazar

kreşistan


dün dünyanın en şahane annelerinden birisine kreş hayatımın bir kısmını anlatırken bunun yazılması gerektiğini farkettim.

öncelikle kreş anaokulu gibi değildir.kreşlerde gayet yatılı okul disiplini vardır.gerçi şu zamanlarda benim gittiğim gibi bir kreş kalmışmıdır bilmiyorum ve zannetmiyorum da.

kreş hayatım 40 günlükten 6 yaşıma kadar süren bir süreç.annemle babam çalıştığı ve bakacak bir dede nene gibi aile bireylerimiz olmadığı için erkenden postalanmışım.o kadar uzun gelmişti ki mezun olunca diploma gibi birşey vermişlerdi ve ben onu aldığımda anneme ''artık okuma hayatım bittiğine göre evlenebilirim dimi'' demiştim.sonra ilkokula başladığımda(bunu da yazacağım) hayatımın ilk ve en büyük hayal kırıklığını yaşamıştım.bitmemişti okul yeni başlıyordu.

ilk anım adapazarı ndaki kreşten komünist çocuğu diye atılmamdır.1 yaşında bile değilmişim sanırım o esnalarda.

sonradan anlam veremediğim şey bizim evimizde neden bana bakacak birisinin olmadığıydı.herkesin evinde dede nine vardı ama bizde yoktu.yolda gördüğüm kadınların paçasına yapışıp ağlıyor ve bizim evde kal bana bak diyordum.hergün en az bir kadını ağlatıyordum kreşe giderken.
birgün kreşten geldiğimde elimde bir adet kemik varmış.annem de bakıcıma sormuş bu nedir,kadın da öğle yemeğinde yediği tavuğun kemiği,elinden alamadık çok uğraştık ama demiş.hala yemeğe çalışıyormuşum o esnada da.ancak uyuduğumda alabilmişler yalanmaktan pırıl pırıl olmuş kemiğimi.
birgün ıspanak yerken dişim kırılmıştı ve o günden beri ıspanak yemem.yemekhane de isyan çıkarmıştım zaten.
zorla süt içirdikleri için müdirenin odasını basıp ''dayımın tüfeği var seni vurucam''demiştim.
her hafta en az 2 kez kreşten kaçıyordum.annemle babam ve tüm tarım il müdürlüğü beni arıyordu.oysa eve gidip oturuyordum genelde.
ne geldiyse de koluma geldi.lifim koptu,köprücük kemiğim kırıldı ve en son da kolum kırıldı.
tüm bulaşıcı hastalıkları itina ile geçirdim
tambirleydilikten mütevellit ağrıyan ve şişmiş boğazımdan bayılmak üzereyken bile ses çıkarmıyorken,doktorun kabakulak teşhisi koymasıyla ''kulaklarım kaba değil''diye ağlamıştım bir süre.
en sonunda yiğit isminde şişko bir çocuğun ranzanın 2 katından üzerime atlaması sonucu kolum kırık bir şekilde veda etmiştim kreşe.

kreş sayesinde en yaratık insan bile beni şaşırtmıyor,en ağır hastalık bile metabolizmamı çok sarsamıyor,hayatıma o kadar büyük bir katkısı var ki çocuğum olsa ve aynı kreş duruyor olsa yollarım tereddütsüz.
peri kızı gibi büyütülen arkadaşlarım ve benim aramdaki farkı ancak ben anlayabiliyorum bu yüzden.

4 Nisan 2010 Pazar

uyaran adam



yıllar önce akyaka da bir adam vardı
aşırı zayıf ve sürekli yürürken gördüğüm bir insandı
adını hiç bilmiyorum
ne iş yapar bir fikrim yok
sadece bel çantası modasına içten bağlıydı diyebilirim
asıl onu unutulmaz yapan ilgi alanıydı
ilgi alanı insanları uyarmaktı
her uyarısının sonunu ''ilerde çok üzülürsün''diye bitiriyordu
tanıdığı tanımadığı herkesi uyarıyordu

birgün yolun sağından giderken beni durdurup uyardı ''yolun solundan yürü bak ilerde çok üzülürsün''diye
bu en çok kullandığı uyarıydı

birgün otelin önünde oturmuş mandalina yerken geldi ''taşa oturma ilerde çok üzülürsün''dedi

birgün yokuş aşağı ellerim cebimde yürüken ''yokuş aşağı ellerin cebinde yürüme yerler tırtıklı düşersin ilerde çok üzülürsün''dedi

birgün sahile giderken ''hava soğuk bu kadar ince gezme ilerde çok üzülürsün'' dedi

birgün arkadaşımla bahçede kahvaltı yaparken gelip arkadaşıma ''bu kadar hızlı yeme ilerde çok üzülürsün'' dedi

birgün ben uyaran adam ı gördüm ağzı yüzü dağılmış,belli ki dayak yemiş.
keşke dedim onu uyarsaydım,böyle herkesi olur olmaz uyarma ilerde çok üzülürsün diye.

bana yine birgün; ormanda denize karşı salıncakta sallanırken geldi,''bu hayatın bu manzaranın kıymetini bil,canını hiçbirşeye sıkma,ilerde çok üzülürsün'' dedi.

işte ne zaman akyaka ya gelsem uyaran adamı anıyorum artık hiç görmesem de.bu güzellikler geçici ama kıymetini bilmem gerek,tatlı canımı ilerisi için sıkmamalıyım,yoksa ilerde çok üzülürüm diye.


biraz durduk yere de olsa mutlu olmak lazım,yoksa ilerde çok üzülürsünüz.


2 Nisan 2010 Cuma

tambirneydi?


hiçbir yere ait olmama durumum artarak devam ediyor

ama bu seferki daha gerçekci

çünkü ne akyaka daki yeni evde kaldım,ne de istanbul daki

bir evim yokmuş gibi geliyor şu an bana

otel de kalıyorum yıllarca bu otelde kaldım zaten evim gibi ama

yine de otel odası

tüm eşyalarım burda değil

eğreti bir yerleşme sözkonusu

zaten istanbul a gideceğim diye boşverdim

şu an hiçbir kıyafetim yerleşik değil

ne istanbul da ne de akyaka da

burdakileri yerleştiresim yok çünkü hepsi de yazlık

içim buruluyor yaz geliyor ama ben gidiyorum

pazartesi dönüyorum buraları bırakıp

en güzel günler nisan mayıs oysaki burası için

bazı şeyleri kabul etmek gerek.


günlerdir düşündüğüm saçlarımı da kestirdim

ondanmıdır nedir bir güzellik geldi sanki

ama burda 2 haftadan fazla kalınca oluyor bu güzellik

biraz da bronzluk var

tabi tüm bunlara laptopdan yansımama bakarak karar veriyorum

ilk zamanlara göre yansımam daha güzel

bu kriter yeterli.


günler ne çabuk geçti ama zaten çabuk geçiyor

benle veya çok mutlu/mutsuz olmamala ilgili değil

benden bağımsız olarak ilerliyor

hayatımın plansız olması içten içe hoşuma gidiyor olabilir

ama belirsiz olması hoş değil ikisinin arasında fark var


şimdilik kışın bitmiş olmasının mutluluğunu yaşamam yeterli.


tavşan gibi zıplayarak değil de

tavşan gibi durarak karşılıyorum bu aralar herşeyimi

gerekirse zıplarım yani.