9 Mayıs 2012 Çarşamba

önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 40-45 dakika


kek yapmayı çok severdim
çok eskiden
kafamdan tarifler uydurup
onların çok leziz olduğuna inanıp
annemi bulaşıklar içinde bırakıp
sürekli kaçardım mutfaktan

asla yapamadığım bir çeşit vardı
pandispanya
tarifi çok karışık ve zahmetliydi
kaynar suda yumurta sarısı çırpmak
gidip test çözmek gibi zor geliyordu
o hep keklerin zeus'u gibi kaldı
ben her normal kek yaptığımda
bana yukarılardan gülüyordu

pandispanya olduğumu fark ettim
kendi gözümde gördüğüm halimle
şimdi her yerin kolayca yaptığı sıkıcı hamur değil
kendime zahmetli gelen haliyle
malzemeler için fazla bulaşık gerektiren
kafa dağınıklığına fırsat vermeyen
hazır olmadan fırın kapağı açtırmayan
bir gün beklemeden kendine gelemeyen
sürekli tarife bakılan
ama bir şey anlaşılmayan
sonuçta lezzetli olması nadir gerçekleşen
bir pandispanyayım

herkesin tercihi sufle olabilirdim
sürekli takdir gören ve tercih edilen
mutlaka karın doyuran
her menüde karşıma çıkan
ama hep farklıymış gibi sunulan
görüntüsü iştah açıcı
üçüncü kaşıktan sonrası bayıcı
hepsini bitirince pişman olunan
ama yine de hep istenen
en çok sevilmeyi hakeden
mideye oturmuyormuş gibi
gelmeden önce dakikalarca aç bekletmiyormuş gibi


avantajlı bir sufle olmak
banko bir tat
hiç bana göre değil


lezzetli bir pandispanya olmasam bile

pişerken eve yayılan
mis gibi kokum yeterdi










24 Nisan 2012 Salı

MUTLU


               


geçen aylardan bir günde 
en son ne zaman ağladın diye sorduklarında
yıllar önce şortlarımı kaybettiğimi sanmıştım 
işte o zaman demiştim 
öncesinde de çok uzaklara bakıyor gibi düşünerek 
ne zaman olduğunu hatırlamaya çalışmıştım 
bir yaz günü şortsuz kaldım sanıp ağlamalarım geldi aklıma 
sonradan bulduğumda ise gözlerim yaşlı fakat keriz bir gülümsemeyle 
kaybolmamışlar demiştim 

bu konuşmalardan bir süre sonra 
tavşanımın öldüğünü öğrendim 
şu hayatta en çok bağlandığım tombul yuvarlağın 
kışın donarak öldüğünü söylemişti adam 
hayvanat bahçesinde tüm hayvanlar canlı kanlıyken 
sadece benim tavşanım ölmüştü 
sürekli rüyalarıma giren ve delicesine özlediğim 
tüm elbiselerimi hatta saçlarımı bile yiyen şeyi 
artık omzuma alıp ne güzel bir his diyemiyordum 
tam da akbabaların olduğu kafesin yanından geçerken 
merdivenlere oturup ağladım 
daha geçen gün en son ne zaman ağladığımı 
gökyüzüne bakarken hatırlamaya çalışan ben 
o an hayvanat bahçesinde akbabaların yanında ağlıyordum 
ve ne kadar kötü bir his olduğunu hatırlıyordum 
gözümüzden sular geliyor ve kontrol edemiyoruz 
hiç bana göre bir durum değil 
hislerim eğitimli subaylar gibi diye bilirdim 
disiplin en üst seviyede hep kalbimde 
ama bir tavşan beni mahvetti 
tüm gün ağladım 
keşke şu an tüm kıyafetlerim kaybolsa 
ama tavşanım geri gelse dedim 
sayısını bilmediğim kadar şortum var ama 
beni seven yanaklar yok artık 

kötü bir gün geçirdiğimde 
umarım hayatımdaki en kötü an budur 
ve ben artık sıramı savmışımdır diyorum 
ama asla böyle olmuyor 
zaten güvenemiyorum da 
insan bol bol sevmeli mi 
yoksa hiç sevmeden ölmeli mi 
karar veremiyorum 
sevgim asla bir şeylere yetmiyor 
bende fazlasıyla taşıyor gibi görünürken 
bir adım atıyorum 
ama aya çıkmam isteniyor 
bir şeylere çabalamadan mutlu olunmuyor 
insanların ben seviyorum hem de çok seviyorum diyip 
huzurla uyumaları ve köşelerine çekilmeleri beni mutlu etmiyor 
sanki herkes evine uyurken 
ben çalışıyorum gibi hissediyorum 

mutlu olmak kilo almak gibi 
şiştikce şişiyorsun 
ve kimse seni uyarmıyor 
en sonunda bir şeyler patlıyor 
veya tüm çıplaklığınla kalman gerekiyor 
o zaman anlıyorsun 
her mutlu oluşun sonunda aç kalmak var 

kolumdaki ize bakıyorum bazen 
yaz günlerinden kalma bir çizik 
tavşanımın tırnağının izi 
hiç anlamasa bile ve canımı da acıtsa 
onu çok sevmiştim 
hiç şikayet etmemiştim 
bana seni seviyorum dememişti 
ama varlığı yeterdi 
yokluğu bile yeterken üstelik 

mutsuz olmak mutlu olmaktan daha kolay 

bu aralar hep kolaya kaçıyorum.

21 Mart 2012 Çarşamba

uyanık



sabah uyandığımda mutsuz olmayı hiç sevmiyorum
bunun bir sürü sebebi olabilir
hasta olabilirim hava kötü olabilir parasız olabilirim
ama bunlardan hiçbirisi sabah mutsuz uyandırmaz beni
yatağımda düşündüklerim ve hissettiklerim bunlar değildir çünkü
yattığım sürece hep güzel şeyler düşünürüm
beni mutlu eden şeyleri
güzel bir hava olabilir
ya da almayı düşündüğüm yazlık bir giysi
devamında ne gelirse gelsin en azından o an mutlu olmalıyım
bazen bu o kadar iyi bir şeydir ki
uyanık olarak 1-2 saat yatarım
nedir ki daha önemli olan
güzel şeyler düşünmekten

benim için hayat sabah da mutsuzken kötüleşmeye başlar
bir sabah uyandım ve bu böyle gitmez dedimlerle değiştirdim bir çok şeyi
gözümü açmamla verdim bütün önemli kararlarımı
öğlene doğru gelen o sakinlik
aslında o kadar da önemli değilmiş hissi
asla olmadı bu kararlarımda
ilk ve son kez vazgeçtim hep
hiç pişman olmadım
sanki kendime karşı çok büyük bir iyilik yapmış gibi
günlerdir açık kalan buzdolabı kapağını kapatmış gibi
çürük yiyeceklerden artık ben sorumlu değilmişim gibi
kalkarım yataktan ciddi bir şekilde

öğlen gelen o sıcaklığın
güneşli saatlerin artık bir önemi yoktur
bunlar "en azından" tesellileri olmaktan çıkmıştır
artık mutlu olmak için teselliye ihtiyacım yoktur
çünkü bir teselliye ihtiyacım da yoktur
güneşli günler artık sadece güzel bir sabahın
mutlu uyandığım bir günün
geri kalan dakikalarda ne olucaksa olsun
iyi bir başlangıcın yanında gelen meyve sepeti gibi
zaten güzelken daha da güzel olan bir şey olarak
yanıma kar kalırlar sadece
cebime fazladan attiğım cevizler bademler gibi
enerji vermek için yanımdadır güneş
sadece tatlı canım için

sabah uyandığımda kendimden başka bir şey düşünüyorsam
ve bu beni mutsuz ediyorsa

o an herkes muz ve sadece bir tek ben mangoyum.

28 Şubat 2012 Salı

kendimi dinledim cicikuş dedi


keşke kuş olsam demedim hiç
kendimden kat be kat büyük birisinin avuçları içerisinde kıvranmak istemezdim
albatros olabilirim belki ama o da çok yalnız ve ciddi
kuş dediğin yumuşak yumuşak yanındakine sokulmalı
ama her zaman da uçup kaçacak gibi durmalı

bir ay oldumu hatırlamıyorum
sağ kulağım çınlıyor
doktorlara işin bilimsel olan kısmını bırakıp
delilik olasılığını kendim düşündüm
acaba kendini bağımsız ve havalı bir varlık olarak gören beynim
bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor
hep istiyordu bunu ama sesini duyuramıyordu belki
bir şey oldu
kulağımın uykusundan mı faydalandı
bilmiyorum
ama sızacak bir yol buldu
koskoca beyinle aynı dili konuşacak değiliz ya
bana çınlama gibi geliyor belli ki o dedikleri
ne zaman biraz sessizlik olsa hemen başlıyor konuşmaya
gece yatarken de devam ediyor
bazen sinirlenip iyice bağırıyor
çünkü anlamıyorum
o mantıklı bir şeyler açıklamaya çalışırken
ben kulağıma kameralar sokturuyorum
doğal olarak tepki veriyor
arkasında en ufak bir iz bırakmadan
beni teşhisi zor tetkiklerin içine atıyor

geçen günlerde eskisi kadar çınlamadığını fark ettim
ne ilaç kullandım ne de ameliyat oldum
durduk yere azaldı
bundan memnun olmam gerekiyorken
artık daha da merak ediyorum
bana ne demek istiyordu
sanki bir süredir yalnız değildim gibi
bu gıcık ses beynimin olduğunun kanıtı olabilirdi
çınlamamı arıyor buluyorum kendimi
biraz durunca bakıyorum orada hala
sanki hiç gitmeyecek ama
yine de kendini unutturacak gibi

hiç akıllı olduğumu düşünmedim
hatta kuş beyinli olabileceğimi anladım
beynim yerinde orası kesin
ama her an gidebilir sanki
albatros gibi kararlı ve sadık değil
muhabbet kuşu gibi ne yapacağı belli olmayanından
öpücük verince gelip öpebilir ama
ilk fırsatta açık bulduğu yerden kaçabilir.

26 Ocak 2012 Perşembe

bear grylls


yıllardır izlediğim bir şey
bir adamın dünyanın en tuhaf yerlerinde
ağaçlardan hayvanlara
bulduğu her şeyi yiyerek ve en zor yerleri geçerek
yaşamaya çalışması

bir gün bear grylls
en sevdiğim hayvanlardan olan bir sincap yediğinde
anlamıştım
hayatta kalmak için bazen de sevdiklerimizi yemeliyiz
ya da onların yok olduğuna şahit olmalıyız

en sevdiğim tabağı kullanmak ile
en sevdiğim tabağın kırılması
hep aynı sonuca ulaşıyor
sevdiğin şeyin yok olması veya kirlenmesi
hepsi farklı bir bitiş benim gözümde

insan kendinin en kötü halini düşününce
kirli tabak gibi olabiliyor
ama yumurta yenilen ve yıkanmamış bir tabak
anında kazıyamıyorsun bazı şeyleri
kötü bir koku da sinmiş olabiliyor
bir süre sıcaklık arıyorsun yumuşamak için
sonra temizlenmeye hazır hale gelebiliyorsun
bir sonraki kirleniş için
kendini ters çevirip kurulanmaya bırakıyorsun
hep aynı şeyler oluyor
ta ki bir gün kırılana kadar

her durumdan sağ çıkıp
önüne gelen her şeyi yiyen
bear grylls olmak istiyorum bazen

ama ben onu yiyemediğim için
sincap bile beni yiyebilir

5 Ocak 2012 Perşembe

BERİ


telefonumdaki yaz günleri fotoğraflarıma bakmak en iyisiydi o an
gece 12 olduğunda yeni yıla nasıl gireceğime karar verememiştim
kendimi bir şekilde ikna edip
rahatsız edici şekilde bu inanca bağlandığım için
yeni bir yıla nasıl gireceğimi şaşkınlıkla karşılıyordum
kararlı ve memnun mu olmalıydım
yoksa etrafta sarılacak birilerini mi aramalıydım
işimin başında mı kalmalıydım
yoksa kendi etrafımda mı dönmeliydim

bazen hayatın bana aşık olduğunu düşünüyorum
beni o kadar çok seviyor ki her gün beni düşünüyor
her şeyi ben bir adım daha atayım diye yapıyor

hayatı önemsemiyorum bazen
unutuyorum onu
sabah uyandığımda bana bakıyor olmasını görmezden geliyorum
veryansın edenler oluyor
ne kadar şanslısın senin için neler yapıyor diye
ama kimse bilmiyor ki hayatın bana aşık olmasının sebebini
sinirlendiği zaman suyumu bile doldurmadığını
aslında bu aşkının sadece onu mutlu etmek için var olduğunu

ben bu hayata geldiğim anı bile hatırlamıyorum ki

bir şeylerin hayatımdan gidiyor olmasının sonucuna
istediğim şeylerin gelecek olmasıyla katlanabiliyorum
aslında hep aynı şeyleri istiyorum
yılbaşı gecesi 12 olduğunda güzel bir şey görüp
tüm yılımın o güzelliğe bağlı kalması gibi bir istek bu
eskiye hiç dönmek istemiyor olmam
eski günlerimi huzur evine bırakıp hiç ziyaret etmeyeceğim anlamına gelmiyor
iyi bakıldığına emin olduktan sonra
sürekli geriye dönmeye gerek kalmaz

sahnenin arkasında topuklu ayakkabılarımla yüksekten yaz günlerime bakarken
kendimi zeus gibi hissettim
kimseye sarılmaya ihtiyacım yoktu
gülümsemesem bile olurdu
henüz gelmeyen bir şeyi mutlulukla karşılayamam diye düşündüm
sadece susuz olup olmadığımı hissetmeye çalıştım

hayat yine bana kızmıştı

1 Kasım 2011 Salı

gündüzün kısalması 3 dakika


önceden mutfaktaki maarif takviminin yapraklarının canına düşerdim
daha gün bitmeden koparırdım çünkü zaman gibi gelmezdi bana onlar
annemin sürekli olarak bana kızmasının nedeni annelikten değil
yaprakların azalmasındandı büyük ihtimal
ben onun yaşından bir parçayı daha erkenden koparırken
kendim yazın gelmesini daha da çabuklaştıracağını sanıyordum
tek istediğim buydu çünkü
koparıp sadece günün yemeklerini ve isimlerini okuyup
çöpe attığım her kağıt parçası
benim için güneşli günlere atılmış bir adım gibiydi
annem için ise çöp kutusundaki insafsızlıktı

bir süre sonra modası geçtiği için mutluyduk

her resimli takvim gördüğümde doğum günüm olan ekim ayına bakmak gibi adetim vardı
resim varsa nasıl bir resim
acaba benim hayatıma bir göndermesi var mı
genelde ekim ayı için sararmış yapraklar kaçınılmaz olsa da
yine kendime bir teselli olsun diye
ne güzel bir güneş ışığı dediğim şeyler de olurdu
iyi ki ocak şubat doğumlu değilim derdim
karlı yollar ve yaşadığım yerde hiç olmayan sempatik çatılı evler kaderim olabilirdi

çünkü insan kendisiyle ilişkili bir durumda mutlaka bir teselli bulabiliyor

asla masa takvimlerinin üzerine yuvarlaklar çizen birisi olmadım
kendime ait bir masa sadece odamda olduğundan da olabilir
beklediğim güne ne kadar kalmış pek bilmek istemedim
ortalama rakamların iç huzurumda daha etkili olduğunu anlamıştım çünkü
beklediğim güne çok varsa zaten çok vardır
az varsa yakında geliyordur
o gün zaten artık bekleyecek bir şey kalmamıştır
ve sonrası yine havuzun boyu geçen yerine dalıp bakmak gibi
çok uzak gibi görünen ve ancak nefes alabiliyorken rahatça gidilebilen bir gelecek


zamanla ilgili sıkıntılarımı çok rahat çözebiliyorum
tek yapmam gereken bir tarih belirlemek
kesin olmayan bir tarih
etrafına yuvarlak çizilmesine gerek olmayan
sadece yapmam gereken bir şey
gitmem gereken ya da gelmem
hiç fark etmez
almam gereken veya vermem
arasında bir fark yok
hiçbir şeye mecbur kalmadığım ama
olmayan takvim yapraklarını koparıyor gibi
güneşli günlere yaklaşıyor gibi
istediğim şeye ulaşıp
sonra başka bir şey istemek gibi
bugün doğacak çocuklara isimler kısmında kendi ismimi görmek gibi
çok imkansız olan ama sadece beni ilgilendiren
sabah gözümü açtığımda güneşin sadece bana doğmuş olması gibi bir şey

benim için zaman çöpteki pasta kutusu
çöpte olmasına rağmen hala içinde bir zamanlar lezzetli bir şey olduğunu belli eden
bir süre atmaya kıyamadan mutfakta kalabalık yapan
belli bir yaştan sonra ise sadece arada hediye olarak gelen

lezzetli bir kutu
ama sadece takvimler doğru zamanı gösterdiğinde.