5 Ocak 2012 Perşembe

BERİ


telefonumdaki yaz günleri fotoğraflarıma bakmak en iyisiydi o an
gece 12 olduğunda yeni yıla nasıl gireceğime karar verememiştim
kendimi bir şekilde ikna edip
rahatsız edici şekilde bu inanca bağlandığım için
yeni bir yıla nasıl gireceğimi şaşkınlıkla karşılıyordum
kararlı ve memnun mu olmalıydım
yoksa etrafta sarılacak birilerini mi aramalıydım
işimin başında mı kalmalıydım
yoksa kendi etrafımda mı dönmeliydim

bazen hayatın bana aşık olduğunu düşünüyorum
beni o kadar çok seviyor ki her gün beni düşünüyor
her şeyi ben bir adım daha atayım diye yapıyor

hayatı önemsemiyorum bazen
unutuyorum onu
sabah uyandığımda bana bakıyor olmasını görmezden geliyorum
veryansın edenler oluyor
ne kadar şanslısın senin için neler yapıyor diye
ama kimse bilmiyor ki hayatın bana aşık olmasının sebebini
sinirlendiği zaman suyumu bile doldurmadığını
aslında bu aşkının sadece onu mutlu etmek için var olduğunu

ben bu hayata geldiğim anı bile hatırlamıyorum ki

bir şeylerin hayatımdan gidiyor olmasının sonucuna
istediğim şeylerin gelecek olmasıyla katlanabiliyorum
aslında hep aynı şeyleri istiyorum
yılbaşı gecesi 12 olduğunda güzel bir şey görüp
tüm yılımın o güzelliğe bağlı kalması gibi bir istek bu
eskiye hiç dönmek istemiyor olmam
eski günlerimi huzur evine bırakıp hiç ziyaret etmeyeceğim anlamına gelmiyor
iyi bakıldığına emin olduktan sonra
sürekli geriye dönmeye gerek kalmaz

sahnenin arkasında topuklu ayakkabılarımla yüksekten yaz günlerime bakarken
kendimi zeus gibi hissettim
kimseye sarılmaya ihtiyacım yoktu
gülümsemesem bile olurdu
henüz gelmeyen bir şeyi mutlulukla karşılayamam diye düşündüm
sadece susuz olup olmadığımı hissetmeye çalıştım

hayat yine bana kızmıştı

1 Kasım 2011 Salı

gündüzün kısalması 3 dakika


önceden mutfaktaki maarif takviminin yapraklarının canına düşerdim
daha gün bitmeden koparırdım çünkü zaman gibi gelmezdi bana onlar
annemin sürekli olarak bana kızmasının nedeni annelikten değil
yaprakların azalmasındandı büyük ihtimal
ben onun yaşından bir parçayı daha erkenden koparırken
kendim yazın gelmesini daha da çabuklaştıracağını sanıyordum
tek istediğim buydu çünkü
koparıp sadece günün yemeklerini ve isimlerini okuyup
çöpe attığım her kağıt parçası
benim için güneşli günlere atılmış bir adım gibiydi
annem için ise çöp kutusundaki insafsızlıktı

bir süre sonra modası geçtiği için mutluyduk

her resimli takvim gördüğümde doğum günüm olan ekim ayına bakmak gibi adetim vardı
resim varsa nasıl bir resim
acaba benim hayatıma bir göndermesi var mı
genelde ekim ayı için sararmış yapraklar kaçınılmaz olsa da
yine kendime bir teselli olsun diye
ne güzel bir güneş ışığı dediğim şeyler de olurdu
iyi ki ocak şubat doğumlu değilim derdim
karlı yollar ve yaşadığım yerde hiç olmayan sempatik çatılı evler kaderim olabilirdi

çünkü insan kendisiyle ilişkili bir durumda mutlaka bir teselli bulabiliyor

asla masa takvimlerinin üzerine yuvarlaklar çizen birisi olmadım
kendime ait bir masa sadece odamda olduğundan da olabilir
beklediğim güne ne kadar kalmış pek bilmek istemedim
ortalama rakamların iç huzurumda daha etkili olduğunu anlamıştım çünkü
beklediğim güne çok varsa zaten çok vardır
az varsa yakında geliyordur
o gün zaten artık bekleyecek bir şey kalmamıştır
ve sonrası yine havuzun boyu geçen yerine dalıp bakmak gibi
çok uzak gibi görünen ve ancak nefes alabiliyorken rahatça gidilebilen bir gelecek


zamanla ilgili sıkıntılarımı çok rahat çözebiliyorum
tek yapmam gereken bir tarih belirlemek
kesin olmayan bir tarih
etrafına yuvarlak çizilmesine gerek olmayan
sadece yapmam gereken bir şey
gitmem gereken ya da gelmem
hiç fark etmez
almam gereken veya vermem
arasında bir fark yok
hiçbir şeye mecbur kalmadığım ama
olmayan takvim yapraklarını koparıyor gibi
güneşli günlere yaklaşıyor gibi
istediğim şeye ulaşıp
sonra başka bir şey istemek gibi
bugün doğacak çocuklara isimler kısmında kendi ismimi görmek gibi
çok imkansız olan ama sadece beni ilgilendiren
sabah gözümü açtığımda güneşin sadece bana doğmuş olması gibi bir şey

benim için zaman çöpteki pasta kutusu
çöpte olmasına rağmen hala içinde bir zamanlar lezzetli bir şey olduğunu belli eden
bir süre atmaya kıyamadan mutfakta kalabalık yapan
belli bir yaştan sonra ise sadece arada hediye olarak gelen

lezzetli bir kutu
ama sadece takvimler doğru zamanı gösterdiğinde.

9 Ekim 2011 Pazar

29


kendimi çok fazla dinlememem gerektiğini anladım

her yeni yaşıma girdiğimde o yaşımdan bir şey bekler oldum
ama anladım ki aslında o benden bir şeyler bekliyor
bu yüzden mumları üflerken ne için dilek dileyeceğimi şaşırdım
lütfen benden çok şey bekleme diye mi
yoksa ondan çok şey beklemem gerekmesin diye mi

en güzeli en basit dilekler
zengin olayım gibi
olmazsam zaten saçmaydı nasıl olayım diyeceğim
olursam da dilek diledim diye olmadı herhalde diye mantık yürüteceğim

dilek perisi gibi masalsı şeylere inanıyorum
çünkü bu istediğim şeylerin olmamasının sebebini gösteriyor bana
pembe ve saf bir peri için fazla pragmatistim çünkü
istediğim şeyin hayatımda en olması gereken şeymiş olması gibi
şu hapı içerken boğazımda kalmasın başka bir şey istemiyorum dileğim gibi

uzun zamandır ne istiyorum diye düşünüyorum
ve cevap beni çok yaşlandırıyor
çünkü en büyük eksiğim tüm klasik insan dileklerimi yok sayıyor
midem için dilek dilerken istediğim ayakkabı gidiyor
saçım dökülmesin derken seyahatlerim bana el sallıyor
alerjim geçsin diye iğne yerken hayalimdeki iş tatile çıkıyor
demirim yükselsin diye hap çiğnerken pilates benden ümidi kesiyor

6 ekim günü
kendimi artık 29 yaşında ve sağlık isteyen bir hasta olarak buldum
teşhis doğru tedavi ümit verici
kontrolü mutlaka yapılması gereken
reçetesi manas destanı gibi
yan etkileri geçici

saçım artık dökülmüyor ama bu sefer de eskisi gibi çok kabarıyor
böylelikle bir peri daha öldü

artık garanticiyim,dev antibiyotikleri direk boğazıma ittiriyorum
yeni yaşımdaki dileklerim boğazıma takılmasın diye.

6 Eylül 2011 Salı

tuzsuz adam


çok mu tuzsuz olmuş sorusuna verilecek bir cevabım yok
tamamen tuzsuz olmadan bir şey anlayamıyorum genelde
ayran mesela tuzsuz olursa anlarım
ama makarnada olmazsa fark etmem
çok tuzlu bir şey yememe ise imkan yok
birazcık fazla olsun amca gibi tansiyonum çıkar sanki

bir insan hayatında en fazla neden vazgeçebilir

mesela 39 yıldır her şeye tuz atan adam
nasıl bundan vazgeçebilir
içtiği suya atma imkanı olsa onu bile yapabilecekken
peksimet gibi tamamen tuzsuz bir hayat ona neden çekici gelebilir


senin için her şeyi yaptım demek çok büyük bir olaydır
seni çok seviyorum demek inanılmaz havalı bir laftır
seni özledim demek hem üzücü hem sevinçli bir sonuçtur

ama
senin için 40 yıllık tuzdan vazgeçtim demek
bütün hayatında tek vazgeçemediğin şey olan yemekten vazgeçtin demektir
sana kek yaptım eyleminin kırk ile çarpılmış halidir
yemek yerken bile seni düşünüyor demektir
bu gerçek bir iltifattır
bu atmosferin en üstüne çıkmak gibidir
bu kimseye başka jest imkanı tanımamaktır

ama
insan 40 yıl boyunca onu mutlu etmiş bir şeyden vazgeçebiliyor ise
uğruna en vazgeçilmez şeyden vazgeçtiği kişiden de vazgeçebilir
bir zamanlar günün her öğünü elini attığı beyaz ufak tüpü unuttuğu gibi
onu unutmasına neden olan şeyi de unutabilir

annem makarnaya biraz fazla tuz koymuşum sanırım dedi
artık tuza başlasam iyi olur diye düşündüm.

1 Eylül 2011 Perşembe

günaydınlar


yattığım yerden gördüğüm balkonu özleyeceğim
gördüğüm şey gayet basit aslında
sineklik kapısı, bazen çamaşırlık veya hiç kullanılmayan sandalye
ilerisi ise hiç anlaşılmayan karanlık bir orman
insanların çekip de paylaşacağı bir kare değil
bakıp bakıp anlaşılamayan bir durum
gündüz biraz daha açıklayıcı
gece ise serinlik veren bir karanlık

yattığım yerden kaz sesleri duyuyorum mesela
uzaktaki nehirden gelen
köpek sesi gibi alışılmış değil
kazlar neden uyumazlar ki diyorum
zaten uyumaya çalışırken duyulması en tuhaf ses
bir de bunları düşünürken iyice uykum kaçıyor

yattığım yerden balkonumu düşünüyorum
kışın beni özlüyor mudur
beni fark eden o gözler nerede diyor mudur
hiç çıkıp oturmasam da
havlu asmak için onu kullansam da
onun varlığı yeter diyor mudur

yattığım yerden yarını düşünüyorum
aslında düşünmesem de rahatlasam diye
yarın acaba benim aptal olduğumu düşünüyor mudur
zaten ne düşünürse düşünsün ben bildiğimi okuyacağım
hayalleri veya hayal kırıklıkları beni bağlamaz diyor mudur

yattığım yerden bir türlü kalkamıyorum
tüm gece dinlenmemiş tam tersi yorulmuş bir kafayla gözümü açıyorum
balkonumun manzarası daha güzelleşmiş
kazlar susmuş köpekler başlamış
yarın tepeme dikilmiş bugün gibi yüzüme bakıyor
tüm gün burada yatsan da umurumda değil diyor
biraz daha balkona bakıp gece yatacağım zamana doğru kalkıyorum



çekip de paylaşacak bir şeyler aramıyorum
tamamen benim olacak balkonların hayaline dalıyorum.


11 Ağustos 2011 Perşembe

insansız ilk yazı uzaya gönderildi


babam merdivenleri çıkarken yüksek ökçeler kitabını hatırlatıyorsun bana dedi
yürürken veya merdiven çıkarken biraz fazla vuruyorum ayaklarımı
topuklu ayakkabı giydiğimde zeus yere indi sanılabiliyor
yapabileceğim bir şey yok
evin içinde yürürken havalanan takvimler sallanan tablolar yüzünden babam bana kız değil dragon der
artık takvim yok ama merdiven var
ve babamın bana yüklediği orijinal sıfatlara hep yenisi ekleniyor
çalıkuşu gibi bir sıfatım olmadı hiç, herkes tarafından söylenen
mesela bugün çalıkuşu feride nin bir sabah yıllardır görmediği sevgilisine armutlu süt hazırlamak için erken kalktığı an gibi heyecanlı uyandım
ama feride gibi de değilim çalıkuşu da
hiçbir şey olmak istemiyorum
dragon olmak zaten yeterince tuhaf
komşunun kızının bana yıllarca nutella abla dediği günler vardı
artık o kız komşumuz değil bu yüzden ben de nutella değilim


bir tavşan aldım
senden bir farkı yok bu tavşanın dedi babam
nedenini hiç anlamadım önce
tek bildiğim o tavşanı banyo lifi gibi boynuma kollarıma sürme isteğim
bana alerji yapmasına rağmen
hasta ve yaşlı makar devuşkin gibi öksüre öksüre şunları yazmama neden olsa bile
seviyorum onu
her yere pisliyor ve en sevmek istediğim zaman kaçıyor
ama seviyorum


gıcık bir insanımdır kesin
çok duyduğum şeylerden birisi de bu
bazen bu insan beni neden seviyor acaba diye düşünüyorum
arkadaş da olabilir bu aşık da
sevilecek hiçbir şey yapmıyorum
sonra düşünüyorum
belki de gerçekten bir tavşan gibiyimdir
insanlığa hiçbir faydam yok
tam tersi milleti yoruyorum
ama yine de sevmek istiyorlar
yanaklarımı görünce mutlu oluyorlar
onlardan kaçınca kızamıyorlar


kendi kendime alerjim var
belki de gerçekten insan değilim.

12 Temmuz 2011 Salı

vur gitsin


1 ay önceydi
terliğimi aldığım gün acaba ne zaman ayağıma vuracak dedim
yeni bir ayakkabı ve türevi bir şey alsam bunu diyorum
çünkü hayatım boyunca sorunsuz ve yara bantsız bir yeni ayakkabı hayatım olmadı
sadece yeni ayakkabıyla bunları yaşasam yine bir tesellim olurdu
3 yıllık terliğim bir gün vurasım geldi diyebiliyor
bir gün önce hiçbir şey yok
ne vurma sinyali
ne de bir rahatsızlık
adeta en yakın partnerim
can dostum
terliklerim arasında en aramızdan su sızmayanı
bir sabah kalkıyorum ve markete giderken ayağımda deli bir sızı var
yolda giderken oluyor bu ayrıca
ne en başta ne de en sonda
tam yolun ortasında
en hızımı almışken
birden bir acı
hep aynı


eski sevgilimden ayrılmayı tanımlarken
inandığım bir dinin sahibi gelmiş ve
ya o dini ben uydurdum kusura bakma demiş ve gitmiş gibi diyordum
yıllar yıllar önceydi ama hala bazı şeyler aynı inatla
insanın körü körüne düşündüğü veya nasıl isterse öyle sandığı şeyler
sanki başkalarının uydurmasıymış gibi sonlanıyor
yüze çarpılıp kaçılıyor
alıştırma süreci yok
kalp krizi gibi
ya ölüyorsun
ya da dikişli bir vücutla dikkatli bir hayata başlıyorsun
tamamen kurtulmak yok
her şeyi geride bıraktım da yok
en baştan tüm bunları zaten biliyor olmana rağmen
yine terliği giyip
yine ayağına o bantları takıyorsun
daha önceden sakladığın ve bir gün mutlaka kullanacağını bildiğin
en olmadık zamanda çıkan yara bantları
en büyük kurtarıcın gibi arkadandan iş çevirip kaçan sinsi gibi
yine de çantanın bir köşesinde bulunuyorlar
elbet bir gün sıra geliyor
iyileşmeyi kabul etmeyen bir vücut
hazine gibi

en yakın dostum çoraplarım
sadece yıkanmak istiyorlar
geri kalan her şey üstündeki çizgilerde ve hayvanlarda.