9 Ekim 2011 Pazar

29


kendimi çok fazla dinlememem gerektiğini anladım

her yeni yaşıma girdiğimde o yaşımdan bir şey bekler oldum
ama anladım ki aslında o benden bir şeyler bekliyor
bu yüzden mumları üflerken ne için dilek dileyeceğimi şaşırdım
lütfen benden çok şey bekleme diye mi
yoksa ondan çok şey beklemem gerekmesin diye mi

en güzeli en basit dilekler
zengin olayım gibi
olmazsam zaten saçmaydı nasıl olayım diyeceğim
olursam da dilek diledim diye olmadı herhalde diye mantık yürüteceğim

dilek perisi gibi masalsı şeylere inanıyorum
çünkü bu istediğim şeylerin olmamasının sebebini gösteriyor bana
pembe ve saf bir peri için fazla pragmatistim çünkü
istediğim şeyin hayatımda en olması gereken şeymiş olması gibi
şu hapı içerken boğazımda kalmasın başka bir şey istemiyorum dileğim gibi

uzun zamandır ne istiyorum diye düşünüyorum
ve cevap beni çok yaşlandırıyor
çünkü en büyük eksiğim tüm klasik insan dileklerimi yok sayıyor
midem için dilek dilerken istediğim ayakkabı gidiyor
saçım dökülmesin derken seyahatlerim bana el sallıyor
alerjim geçsin diye iğne yerken hayalimdeki iş tatile çıkıyor
demirim yükselsin diye hap çiğnerken pilates benden ümidi kesiyor

6 ekim günü
kendimi artık 29 yaşında ve sağlık isteyen bir hasta olarak buldum
teşhis doğru tedavi ümit verici
kontrolü mutlaka yapılması gereken
reçetesi manas destanı gibi
yan etkileri geçici

saçım artık dökülmüyor ama bu sefer de eskisi gibi çok kabarıyor
böylelikle bir peri daha öldü

artık garanticiyim,dev antibiyotikleri direk boğazıma ittiriyorum
yeni yaşımdaki dileklerim boğazıma takılmasın diye.

6 Eylül 2011 Salı

tuzsuz adam


çok mu tuzsuz olmuş sorusuna verilecek bir cevabım yok
tamamen tuzsuz olmadan bir şey anlayamıyorum genelde
ayran mesela tuzsuz olursa anlarım
ama makarnada olmazsa fark etmem
çok tuzlu bir şey yememe ise imkan yok
birazcık fazla olsun amca gibi tansiyonum çıkar sanki

bir insan hayatında en fazla neden vazgeçebilir

mesela 39 yıldır her şeye tuz atan adam
nasıl bundan vazgeçebilir
içtiği suya atma imkanı olsa onu bile yapabilecekken
peksimet gibi tamamen tuzsuz bir hayat ona neden çekici gelebilir


senin için her şeyi yaptım demek çok büyük bir olaydır
seni çok seviyorum demek inanılmaz havalı bir laftır
seni özledim demek hem üzücü hem sevinçli bir sonuçtur

ama
senin için 40 yıllık tuzdan vazgeçtim demek
bütün hayatında tek vazgeçemediğin şey olan yemekten vazgeçtin demektir
sana kek yaptım eyleminin kırk ile çarpılmış halidir
yemek yerken bile seni düşünüyor demektir
bu gerçek bir iltifattır
bu atmosferin en üstüne çıkmak gibidir
bu kimseye başka jest imkanı tanımamaktır

ama
insan 40 yıl boyunca onu mutlu etmiş bir şeyden vazgeçebiliyor ise
uğruna en vazgeçilmez şeyden vazgeçtiği kişiden de vazgeçebilir
bir zamanlar günün her öğünü elini attığı beyaz ufak tüpü unuttuğu gibi
onu unutmasına neden olan şeyi de unutabilir

annem makarnaya biraz fazla tuz koymuşum sanırım dedi
artık tuza başlasam iyi olur diye düşündüm.

1 Eylül 2011 Perşembe

günaydınlar


yattığım yerden gördüğüm balkonu özleyeceğim
gördüğüm şey gayet basit aslında
sineklik kapısı, bazen çamaşırlık veya hiç kullanılmayan sandalye
ilerisi ise hiç anlaşılmayan karanlık bir orman
insanların çekip de paylaşacağı bir kare değil
bakıp bakıp anlaşılamayan bir durum
gündüz biraz daha açıklayıcı
gece ise serinlik veren bir karanlık

yattığım yerden kaz sesleri duyuyorum mesela
uzaktaki nehirden gelen
köpek sesi gibi alışılmış değil
kazlar neden uyumazlar ki diyorum
zaten uyumaya çalışırken duyulması en tuhaf ses
bir de bunları düşünürken iyice uykum kaçıyor

yattığım yerden balkonumu düşünüyorum
kışın beni özlüyor mudur
beni fark eden o gözler nerede diyor mudur
hiç çıkıp oturmasam da
havlu asmak için onu kullansam da
onun varlığı yeter diyor mudur

yattığım yerden yarını düşünüyorum
aslında düşünmesem de rahatlasam diye
yarın acaba benim aptal olduğumu düşünüyor mudur
zaten ne düşünürse düşünsün ben bildiğimi okuyacağım
hayalleri veya hayal kırıklıkları beni bağlamaz diyor mudur

yattığım yerden bir türlü kalkamıyorum
tüm gece dinlenmemiş tam tersi yorulmuş bir kafayla gözümü açıyorum
balkonumun manzarası daha güzelleşmiş
kazlar susmuş köpekler başlamış
yarın tepeme dikilmiş bugün gibi yüzüme bakıyor
tüm gün burada yatsan da umurumda değil diyor
biraz daha balkona bakıp gece yatacağım zamana doğru kalkıyorum



çekip de paylaşacak bir şeyler aramıyorum
tamamen benim olacak balkonların hayaline dalıyorum.


11 Ağustos 2011 Perşembe

insansız ilk yazı uzaya gönderildi


babam merdivenleri çıkarken yüksek ökçeler kitabını hatırlatıyorsun bana dedi
yürürken veya merdiven çıkarken biraz fazla vuruyorum ayaklarımı
topuklu ayakkabı giydiğimde zeus yere indi sanılabiliyor
yapabileceğim bir şey yok
evin içinde yürürken havalanan takvimler sallanan tablolar yüzünden babam bana kız değil dragon der
artık takvim yok ama merdiven var
ve babamın bana yüklediği orijinal sıfatlara hep yenisi ekleniyor
çalıkuşu gibi bir sıfatım olmadı hiç, herkes tarafından söylenen
mesela bugün çalıkuşu feride nin bir sabah yıllardır görmediği sevgilisine armutlu süt hazırlamak için erken kalktığı an gibi heyecanlı uyandım
ama feride gibi de değilim çalıkuşu da
hiçbir şey olmak istemiyorum
dragon olmak zaten yeterince tuhaf
komşunun kızının bana yıllarca nutella abla dediği günler vardı
artık o kız komşumuz değil bu yüzden ben de nutella değilim


bir tavşan aldım
senden bir farkı yok bu tavşanın dedi babam
nedenini hiç anlamadım önce
tek bildiğim o tavşanı banyo lifi gibi boynuma kollarıma sürme isteğim
bana alerji yapmasına rağmen
hasta ve yaşlı makar devuşkin gibi öksüre öksüre şunları yazmama neden olsa bile
seviyorum onu
her yere pisliyor ve en sevmek istediğim zaman kaçıyor
ama seviyorum


gıcık bir insanımdır kesin
çok duyduğum şeylerden birisi de bu
bazen bu insan beni neden seviyor acaba diye düşünüyorum
arkadaş da olabilir bu aşık da
sevilecek hiçbir şey yapmıyorum
sonra düşünüyorum
belki de gerçekten bir tavşan gibiyimdir
insanlığa hiçbir faydam yok
tam tersi milleti yoruyorum
ama yine de sevmek istiyorlar
yanaklarımı görünce mutlu oluyorlar
onlardan kaçınca kızamıyorlar


kendi kendime alerjim var
belki de gerçekten insan değilim.

12 Temmuz 2011 Salı

vur gitsin


1 ay önceydi
terliğimi aldığım gün acaba ne zaman ayağıma vuracak dedim
yeni bir ayakkabı ve türevi bir şey alsam bunu diyorum
çünkü hayatım boyunca sorunsuz ve yara bantsız bir yeni ayakkabı hayatım olmadı
sadece yeni ayakkabıyla bunları yaşasam yine bir tesellim olurdu
3 yıllık terliğim bir gün vurasım geldi diyebiliyor
bir gün önce hiçbir şey yok
ne vurma sinyali
ne de bir rahatsızlık
adeta en yakın partnerim
can dostum
terliklerim arasında en aramızdan su sızmayanı
bir sabah kalkıyorum ve markete giderken ayağımda deli bir sızı var
yolda giderken oluyor bu ayrıca
ne en başta ne de en sonda
tam yolun ortasında
en hızımı almışken
birden bir acı
hep aynı


eski sevgilimden ayrılmayı tanımlarken
inandığım bir dinin sahibi gelmiş ve
ya o dini ben uydurdum kusura bakma demiş ve gitmiş gibi diyordum
yıllar yıllar önceydi ama hala bazı şeyler aynı inatla
insanın körü körüne düşündüğü veya nasıl isterse öyle sandığı şeyler
sanki başkalarının uydurmasıymış gibi sonlanıyor
yüze çarpılıp kaçılıyor
alıştırma süreci yok
kalp krizi gibi
ya ölüyorsun
ya da dikişli bir vücutla dikkatli bir hayata başlıyorsun
tamamen kurtulmak yok
her şeyi geride bıraktım da yok
en baştan tüm bunları zaten biliyor olmana rağmen
yine terliği giyip
yine ayağına o bantları takıyorsun
daha önceden sakladığın ve bir gün mutlaka kullanacağını bildiğin
en olmadık zamanda çıkan yara bantları
en büyük kurtarıcın gibi arkadandan iş çevirip kaçan sinsi gibi
yine de çantanın bir köşesinde bulunuyorlar
elbet bir gün sıra geliyor
iyileşmeyi kabul etmeyen bir vücut
hazine gibi

en yakın dostum çoraplarım
sadece yıkanmak istiyorlar
geri kalan her şey üstündeki çizgilerde ve hayvanlarda.

29 Haziran 2011 Çarşamba

otel


bir binayı özlüyorum
4 katlı ve eski püskü
mimarisi özel gibi ama dokunsan yıkılacak gibi de
içinde garip garip taşlar olan
ama limon mandalina ağaçları da olan
bahçesinde çoğu zaman kendim olduğum
ağaçtaki limondan farksız bir şekilde
belki de ondan daha faydasızca dünyaya
öylece duran bir insanım
sadece bakıyorum bahçeye
ayaklarımın altına bir köpek geliyor
onu bile sevmeye üşeniyorum
gözlerimle seviyorum
o da anlıyor
ben orada bir sandalyeden farksızım


özlediğim bir oda var
içinde eski gelinlere ait bol aynalı bir dolap
hiç oturulmayan bir balkonu olan
küçücük bir banyosu ve 5 adımlık yürüme alanıyla
insanı eninde sonunda yatağa yatmaya mahkum bırakan
saatlerce yatıp öylesine tavana baktığım
bazen duvarında turuncu kertenkeleler görüp sevindiğim
bahçedeki insanların sesini dinlediğim
okuma lambası asla çalışmayan
104 numaralı bir oda


kimse yokken girdiğim havuzu özlüyorum
10 metrelik mutluluk ölçüsü
üstündeki arıları temizliyorum
sonra etrafıma bakıyorum
güneşin en uzun süre uğradığı şezlongu sahiplenip
sevdiğim müziği açıyorum
sadece bana ait 100 ton su
kollarımı kaldırıyor
bacaklarımın arasından geçiyor
özellikle oje sürüp giriyorum
çünkü bomboş havuzda ellerimi izlemeyi seviyorum


dev bir binayı özlüyorum
beni ben yapan ne varsa
artık sökülmüş ve yıkılmış olan

geriye sadece limondan daha gereksiz olan beni ve ayağıma yatan köpeği bırakan.

16 Haziran 2011 Perşembe

TAMAM


ne düşündüğümü bilmemekle beraber o kadar çok şey düşünüyorum ki yolda giderken durduruyor bu hisler beni
adım atıyorum ve durup bekliyorum ben ne düşünüyorum diye
her şeyimi engelliyor
sanki beynim yerinden çıkıp her şeyi baştan karşıma geçip anlatmak istiyorum,
sana anlattiklarımı anlamıyorsun kafanın içinde bomboş duruyorum gibiyim demek istiyor
tüm bildiklerim tüm gördüklerim hepsi birden kafamdan fışkırmaya çalışıyor konserlerde sahnelerden patlayan konfetiler gibi
bulutlara bakıyorum iyi ki varlar diyorum, kafamı yukarı kaldırdığımda beyaz ve pofuduk bir şey göremeseydim tesellim zor olabilirdi
sürekli yollar gidiyor ben bir yere gidemiyor gibiyim
ben neden buradayım, mesela şu an suyun içindeyim ama neden böyleyim diyorum
ne istedigimi değil neyi istemediğimi düşünmekten o an ne kadar muhteşem olursa olsun geçiştiriyorum
o an bana sinir oluyor belki de
onu şu an ne kadar mutlu ediyorum
bir kez daha ayak bastığım yer yüzdüğüm o sular asla bu andaki gibi olamayacak
hepsi yoldaki kesik cizgiler gibi
kısa kısa da olsalar hep varlar ve sayamayacak kadar çoklar
parmaklarıma bakıyorum bazen kenarları soyuluyor durduk yere
vücudum belki de benden daha iyi biliyor ne zaman neye tepki vereceğini
soyulması gereken zaman hiç vakit kaybetmiyor
gözlerim parmağıma doğru çevriliyor ve sol elim de onun yanına gidiyor
neden soyulduğunu anlamaya calışıyor bir çok organım
belki çok ufak bir şey belki de biraz acı verici
bazen yara bandı yapışması gereken
sadece bir soyuk diye nitelendirilen

bazen birisinin yanına uzanmak istiyorum
ama aynı zamanda yollar da gitsin altımdan istiyorum
biraz rüzgar essin saçlarım yeni kurumuş olsun
üstümde sarı camaşırlar olsun
kocaman gölgelikli bir yatak
bunların hepsini düşünüyorum
ellerim nasıl duruyor bacaklarım nerede
yüzümün ifadesi nasil
yanına uzandığım insanın kimliği ve niteligi dışında her şeyi düşünüyorum
çünkü kim olduğunun hiç önemi yok benim saçimdan rüzgar altımdan yollar geçerken
sadece uzanmak istiyorum belki de hiç sevmesem de biraz nefes sesi duymak
kendi huzursuz uykuma karşılık memnun bir nefes
her şeyi çözebilirdi
hiçbir işe yaramayabilirdi
ellerimin soyuk hali ayaklarımın sızlaması
beynimin bana olan tavrı

kim olduğum umrumda değil aslında
ruhum beynimden daha akıllı

bana doğruymuş gibi zıplayarak gelen serçenin aslında bana gelmediğinin farkındayim.