30 Temmuz 2012 Pazartesi
TEKRAR
yine uzaklara bakıp aslında ne düşünmeliyim
geçmişi mi geleceğimi mi
çok eğlendiğim yaz günlerini mi
belki daha da eğlenirim dediğim günleri mi
hangisini seçsem dediğim ama
aslında hiç düşünmeden
sadece uzaklara baktığım
bir günümdeyim
herkesin benden daha iyi olduğunu
sağlıklı ve parlak
güçlü ve kuvvetli
akıllı ve şanslı
zengin ve güzel olduğunu düşündüğüm
yine de bunlara rağmen herkesin
yalnız ve mutsuz
anlamamış ve eksik
bilgisiz ve ruhsuz olduğunu görebildiğim
bir günümdeyim
kimsenin görmediği aynama bakıyorum
ve pozlara giriyorum
o an beni kim görüyor bilmiyorum
bazen ağaçlar bazen duvarlar
hatta benim gibi düşünen tüm eşyalar
konuşabilen kimse görmüyor
görebilen kimse de konuşmuyor
kulağıma fısıldıyorlar en fazla
ne kadar tatlısın diyorlar çoğu zaman
güzelsin ve akıllısın
ama fısıldayanların bana bir faydası yok
sanki bana bakan duvar daha iyi biliyor
ne istediğimi ve olduğumu
ne kadar güzel bir yaz günüydü diyorum
zaten yaşadığım o zaman da bunun farkında olarak
gelecekte bu anı çok seveceğim biliyorum
bazen ne kadar gereksiz gelse de
insanın hayatında mutlaka
uzaklara bakıp düşüneceği bir an olmalıdır
keşke o keki yeseydim
veya iyi ki yememişim
hiç fark yok
sadece kendinin bileceği bir tatlılık
açken içince mideye giden yolu hissetmek gibi
hissetmem gereken şeyler var biliyorum
enseme doğru bir rüzgar esiyor
sanırım bu sefer de beni o gördü
iyi ki o keki yemişim.
11 Temmuz 2012 Çarşamba
isteyince yazıyorum
saçımı taramaya başladığımda
nedense duramıyorum
özellikle de ıslaksa saçım
tüy tüy olana kadar
uçları kuruyana kadar
ne hale geldi umurumda olmadan
sürekli tarayasım geliyor
insan yapmak istediği şeyin sebebini sorgulayınca
farkına bile varmadan mutsuzlaşıyor
yaptığı şeyin bir anlamı kalmıyor
artık keyif almak için değil de
bir sonuca ulaşmak için yapıyor çünkü
zaten her şeyi vücudumuz istiyor
bir kere de sadece biz istiyoruz diye su içtik mi
sadece susayınca içiyoruz
alakasız bir zamanda zorla uyuduk mu
uykumuzun gelmesini bekliyoruz
tatile yorulunca çıkıp
biri bizi sevince
biz de onu seviyoruz
her şeyin bir nedeni olmadan
yaşamamız mümkün değil sanki
benden bir şey beklenmemesine alıştım
çünkü öyle olsun istedim
tatlı canım diye gezdim hep
böylelikle insanlar anladı
ama yine de bilmeyenler oluyor
bir şeyi istemiyorsam
yapmıyorum
yapmak zorunda bile kalsam
yapmadım kabul ediyorum
bazen o kadar istemiyorum ki
kendiliğinden olmuyor
o zaman işte diyorum
karma da benim gibi düşünüyor
kısmet nasip hayırlısı
hepsi toplanıp
bana çalışıyor sanki
çünkü ben istemiyorken
zorunluluk da kim oluyor
saçımı dakikalarca tarıyorum
kuru ıslak fark etmez
elektriklenene kadar
şekli bozulana kadar
uçları bile kırılsa umurumda değil
çünkü tarayasım geliyor
bir şeyi neden yapmak istediğime
allahın tarağı karar verecek değil çünkü.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 40-45 dakika

kek yapmayı çok severdim
çok eskiden
kafamdan tarifler uydurup
onların çok leziz olduğuna inanıp
annemi bulaşıklar içinde bırakıp
sürekli kaçardım mutfaktan
asla yapamadığım bir çeşit vardı
pandispanya
tarifi çok karışık ve zahmetliydi
kaynar suda yumurta sarısı çırpmak
gidip test çözmek gibi zor geliyordu
o hep keklerin zeus'u gibi kaldı
ben her normal kek yaptığımda
bana yukarılardan gülüyordu
pandispanya olduğumu fark ettim
kendi gözümde gördüğüm halimle
şimdi her yerin kolayca yaptığı sıkıcı hamur değil
kendime zahmetli gelen haliyle
malzemeler için fazla bulaşık gerektiren
kafa dağınıklığına fırsat vermeyen
hazır olmadan fırın kapağı açtırmayan
bir gün beklemeden kendine gelemeyen
sürekli tarife bakılan
ama bir şey anlaşılmayan
sonuçta lezzetli olması nadir gerçekleşen
bir pandispanyayım
herkesin tercihi sufle olabilirdim
sürekli takdir gören ve tercih edilen
mutlaka karın doyuran
her menüde karşıma çıkan
ama hep farklıymış gibi sunulan
görüntüsü iştah açıcı
üçüncü kaşıktan sonrası bayıcı
hepsini bitirince pişman olunan
ama yine de hep istenen
en çok sevilmeyi hakeden
mideye oturmuyormuş gibi
gelmeden önce dakikalarca aç bekletmiyormuş gibi
avantajlı bir sufle olmak
banko bir tat
hiç bana göre değil
lezzetli bir pandispanya olmasam bile
pişerken eve yayılan
mis gibi kokum yeterdi
24 Nisan 2012 Salı
MUTLU
geçen aylardan bir günde
en son ne zaman ağladın diye sorduklarında
yıllar önce şortlarımı kaybettiğimi sanmıştım
işte o zaman demiştim
öncesinde de çok uzaklara bakıyor gibi düşünerek
ne zaman olduğunu hatırlamaya çalışmıştım
bir yaz günü şortsuz kaldım sanıp ağlamalarım geldi aklıma
sonradan bulduğumda ise gözlerim yaşlı fakat keriz bir gülümsemeyle
kaybolmamışlar demiştim
bu konuşmalardan bir süre sonra
tavşanımın öldüğünü öğrendim
şu hayatta en çok bağlandığım tombul yuvarlağın
kışın donarak öldüğünü söylemişti adam
hayvanat bahçesinde tüm hayvanlar canlı kanlıyken
sadece benim tavşanım ölmüştü
sürekli rüyalarıma giren ve delicesine özlediğim
tüm elbiselerimi hatta saçlarımı bile yiyen şeyi
artık omzuma alıp ne güzel bir his diyemiyordum
tam da akbabaların olduğu kafesin yanından geçerken
merdivenlere oturup ağladım
daha geçen gün en son ne zaman ağladığımı
gökyüzüne bakarken hatırlamaya çalışan ben
o an hayvanat bahçesinde akbabaların yanında ağlıyordum
ve ne kadar kötü bir his olduğunu hatırlıyordum
gözümüzden sular geliyor ve kontrol edemiyoruz
hiç bana göre bir durum değil
hislerim eğitimli subaylar gibi diye bilirdim
disiplin en üst seviyede hep kalbimde
ama bir tavşan beni mahvetti
tüm gün ağladım
keşke şu an tüm kıyafetlerim kaybolsa
ama tavşanım geri gelse dedim
sayısını bilmediğim kadar şortum var ama
beni seven yanaklar yok artık
kötü bir gün geçirdiğimde
umarım hayatımdaki en kötü an budur
ve ben artık sıramı savmışımdır diyorum
ama asla böyle olmuyor
zaten güvenemiyorum da
insan bol bol sevmeli mi
yoksa hiç sevmeden ölmeli mi
karar veremiyorum
sevgim asla bir şeylere yetmiyor
bende fazlasıyla taşıyor gibi görünürken
bir adım atıyorum
ama aya çıkmam isteniyor
bir şeylere çabalamadan mutlu olunmuyor
insanların ben seviyorum hem de çok seviyorum diyip
huzurla uyumaları ve köşelerine çekilmeleri beni mutlu etmiyor
sanki herkes evine uyurken
ben çalışıyorum gibi hissediyorum
mutlu olmak kilo almak gibi
şiştikce şişiyorsun
ve kimse seni uyarmıyor
en sonunda bir şeyler patlıyor
veya tüm çıplaklığınla kalman gerekiyor
o zaman anlıyorsun
her mutlu oluşun sonunda aç kalmak var
kolumdaki ize bakıyorum bazen
yaz günlerinden kalma bir çizik
tavşanımın tırnağının izi
hiç anlamasa bile ve canımı da acıtsa
onu çok sevmiştim
hiç şikayet etmemiştim
bana seni seviyorum dememişti
ama varlığı yeterdi
yokluğu bile yeterken üstelik
mutsuz olmak mutlu olmaktan daha kolay
bu aralar hep kolaya kaçıyorum.
21 Mart 2012 Çarşamba
uyanık
sabah uyandığımda mutsuz olmayı hiç sevmiyorum
bunun bir sürü sebebi olabilir
hasta olabilirim hava kötü olabilir parasız olabilirim
ama bunlardan hiçbirisi sabah mutsuz uyandırmaz beni
yatağımda düşündüklerim ve hissettiklerim bunlar değildir çünkü
yattığım sürece hep güzel şeyler düşünürüm
beni mutlu eden şeyleri
güzel bir hava olabilir
ya da almayı düşündüğüm yazlık bir giysi
devamında ne gelirse gelsin en azından o an mutlu olmalıyım
bazen bu o kadar iyi bir şeydir ki
uyanık olarak 1-2 saat yatarım
nedir ki daha önemli olan
güzel şeyler düşünmekten
benim için hayat sabah da mutsuzken kötüleşmeye başlar
bir sabah uyandım ve bu böyle gitmez dedimlerle değiştirdim bir çok şeyi
gözümü açmamla verdim bütün önemli kararlarımı
öğlene doğru gelen o sakinlik
aslında o kadar da önemli değilmiş hissi
asla olmadı bu kararlarımda
ilk ve son kez vazgeçtim hep
hiç pişman olmadım
sanki kendime karşı çok büyük bir iyilik yapmış gibi
günlerdir açık kalan buzdolabı kapağını kapatmış gibi
çürük yiyeceklerden artık ben sorumlu değilmişim gibi
kalkarım yataktan ciddi bir şekilde
öğlen gelen o sıcaklığın
güneşli saatlerin artık bir önemi yoktur
bunlar "en azından" tesellileri olmaktan çıkmıştır
artık mutlu olmak için teselliye ihtiyacım yoktur
çünkü bir teselliye ihtiyacım da yoktur
güneşli günler artık sadece güzel bir sabahın
mutlu uyandığım bir günün
geri kalan dakikalarda ne olucaksa olsun
iyi bir başlangıcın yanında gelen meyve sepeti gibi
zaten güzelken daha da güzel olan bir şey olarak
yanıma kar kalırlar sadece
cebime fazladan attiğım cevizler bademler gibi
enerji vermek için yanımdadır güneş
sadece tatlı canım için
sabah uyandığımda kendimden başka bir şey düşünüyorsam
ve bu beni mutsuz ediyorsa
o an herkes muz ve sadece bir tek ben mangoyum.
28 Şubat 2012 Salı
kendimi dinledim cicikuş dedi

keşke kuş olsam demedim hiç
kendimden kat be kat büyük birisinin avuçları içerisinde kıvranmak istemezdim
albatros olabilirim belki ama o da çok yalnız ve ciddi
kuş dediğin yumuşak yumuşak yanındakine sokulmalı
ama her zaman da uçup kaçacak gibi durmalı
bir ay oldumu hatırlamıyorum
sağ kulağım çınlıyor
doktorlara işin bilimsel olan kısmını bırakıp
delilik olasılığını kendim düşündüm
acaba kendini bağımsız ve havalı bir varlık olarak gören beynim
bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor
hep istiyordu bunu ama sesini duyuramıyordu belki
bir şey oldu
kulağımın uykusundan mı faydalandı
bilmiyorum
ama sızacak bir yol buldu
koskoca beyinle aynı dili konuşacak değiliz ya
bana çınlama gibi geliyor belli ki o dedikleri
ne zaman biraz sessizlik olsa hemen başlıyor konuşmaya
gece yatarken de devam ediyor
bazen sinirlenip iyice bağırıyor
çünkü anlamıyorum
o mantıklı bir şeyler açıklamaya çalışırken
ben kulağıma kameralar sokturuyorum
doğal olarak tepki veriyor
arkasında en ufak bir iz bırakmadan
beni teşhisi zor tetkiklerin içine atıyor
geçen günlerde eskisi kadar çınlamadığını fark ettim
ne ilaç kullandım ne de ameliyat oldum
durduk yere azaldı
bundan memnun olmam gerekiyorken
artık daha da merak ediyorum
bana ne demek istiyordu
sanki bir süredir yalnız değildim gibi
bu gıcık ses beynimin olduğunun kanıtı olabilirdi
çınlamamı arıyor buluyorum kendimi
biraz durunca bakıyorum orada hala
sanki hiç gitmeyecek ama
yine de kendini unutturacak gibi
hiç akıllı olduğumu düşünmedim
hatta kuş beyinli olabileceğimi anladım
beynim yerinde orası kesin
ama her an gidebilir sanki
albatros gibi kararlı ve sadık değil
muhabbet kuşu gibi ne yapacağı belli olmayanından
öpücük verince gelip öpebilir ama
ilk fırsatta açık bulduğu yerden kaçabilir.
26 Ocak 2012 Perşembe
bear grylls

yıllardır izlediğim bir şey
bir adamın dünyanın en tuhaf yerlerinde
ağaçlardan hayvanlara
bulduğu her şeyi yiyerek ve en zor yerleri geçerek
yaşamaya çalışması
bir gün bear grylls
en sevdiğim hayvanlardan olan bir sincap yediğinde
anlamıştım
hayatta kalmak için bazen de sevdiklerimizi yemeliyiz
ya da onların yok olduğuna şahit olmalıyız
en sevdiğim tabağı kullanmak ile
en sevdiğim tabağın kırılması
hep aynı sonuca ulaşıyor
sevdiğin şeyin yok olması veya kirlenmesi
hepsi farklı bir bitiş benim gözümde
insan kendinin en kötü halini düşününce
kirli tabak gibi olabiliyor
ama yumurta yenilen ve yıkanmamış bir tabak
anında kazıyamıyorsun bazı şeyleri
kötü bir koku da sinmiş olabiliyor
bir süre sıcaklık arıyorsun yumuşamak için
sonra temizlenmeye hazır hale gelebiliyorsun
bir sonraki kirleniş için
kendini ters çevirip kurulanmaya bırakıyorsun
hep aynı şeyler oluyor
ta ki bir gün kırılana kadar
her durumdan sağ çıkıp
önüne gelen her şeyi yiyen
bear grylls olmak istiyorum bazen
ama ben onu yiyemediğim için
sincap bile beni yiyebilir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
