28 Aralık 2012 Cuma

yalnızlığın çaresi öyle bir şey değil ki




''içimde hiç hoş olmayan bir his var''

keşke bu kadar çok düşünen birisi olmasaydım diyorum
bu kadar çok hisseden de
hislerim hiç güçlü olmasalardı
tüm oyunlarda yenilip
hafiza testlerinde kaybetseydim
bütün numaraları unutup
anahtarımı hiç bulamasaydım

herkes üzüldüğü zaman üzülüp
sevinince sevinen
mutluluğu uzaklarda aramayıp
kaderimi hep kabullenen bir insan olsaydım

o zaman belki de hislerimden bu kadar korkmazdım
bir sabah uyanırdım ve yine çok yemişim galiba derdim
veya üşütmüşüm
neden bu kadar enerjim düşük diye
boş boş etrafa bakıp
ben en son ne düşündüm acaba demezdim belki

annem küçükken sinirim bozuk dediğimde
bu yaşta ne siniriymiş derdi
bazen ben de ruhuma aynısını demek istiyorum
bu bedende neyin sıkıntısı bu diye
ben dünyaları değiştirecek bir insan değilim ki
neden bu kadar çok hisle doluyum
boş bir kafa benim de hakkım değil mi

lambaya bakıyorum başka bir düşünce
yere bakıyorum bir başka tuhaflık
ellerime bakıyorum eskilerden bir his
kapıya bakıyorum belki bir beklenti
ne toz ne parke ne de oje görüyor gözlerim
hep bir düşünceler kafamda

geçmiş yılları düşünüyorum
hep en huzurlu hatırladıklarım yalnız olduğum anlar
belki bir şezlongdayım denize bakıyorum
ya da bir ormanda koşuyorum amaçsızca
bir taşın üstüne oturmuş bakıyorum mesela
uzaklardaki bir körfeze
ne zaman bu taşa oturduğumda mutlu olacağım diyorum
şu an anlıyorum ki
o an kadar mutlu olmam imkansız artık

kendimle tartışmak yerine
dinlediğimde huzura eriyorum
yalnızlığa ihtiyacım yok da
ona muhtaç gibiyim
buna bir çare arıyorum belki de yıllardır
hiç farkına varmadan

bir ses yalnızlığın çaresini bulmuşlar dedi
ben bunu öyle anlamadım


ben en iyisi yine bir taşa turayım ve mutluluğu düşüneyim.




18 Ekim 2012 Perşembe

30







aslında yorgunum
insanlara 30 yaş ile ilgili sorduğum her şey
beni daha da yordu

hem bir şeylerin değişmesini istemek
hem de bulunduğum zamanın aynı kalmasını istemek
yoruyor beni
sadece yatıp tavana bakmayı da denedim
ama yine de çok hızlı geçti
tüm bitmesin dediğim dakikalar

iskelenin ucunda bir kapı olsun
ben de arada o kapıdan geçeyim
aynı kendimi bıraktığım andaki gibi
oturup sadece bakayım
sadece bakıyor gibi görünüp
aslında gittiğimi
tek ben bileyim

her zaman hayalini kurduğum
dünden razı olduğum 30 yaş
iskelede oturan beni
değiştiremedi
yine bir şey bekliyorum
ama gelmiyor gibi
hep gidiyor ama hiç gelmiyor

belki de hayatını değiştirip
başka bir ülkeye giden o adam olmalıydım
veya hayatının teklifini alan o kadın
kendini değiştirmeye inanan o insanlar

hiçbirisi ben değilim

sevgi sözcükleriyle teselli olamayan
ve hep iskelede oturmak isteyen
bir insan olmuş olabilirim
kendimi mecbur hissetmemek
tek dileğim olabilir

ne istediğimi bilmiyor olmam
ne istemediğimi bilmediğimi göstermez
bazı şeyler kendiliğinden olsun
ve beni yormasın
bunu istediğimi biliyorum


bir balkon ve bir şezlong da işimi görürdü aslında


30 Temmuz 2012 Pazartesi

TEKRAR





yine uzaklara bakıp aslında ne düşünmeliyim
geçmişi mi geleceğimi mi
çok eğlendiğim yaz günlerini mi
belki daha da eğlenirim dediğim günleri mi
hangisini seçsem dediğim ama
aslında hiç düşünmeden
sadece uzaklara baktığım
bir günümdeyim

herkesin benden daha iyi olduğunu
sağlıklı ve parlak
güçlü ve kuvvetli
akıllı ve şanslı
zengin ve güzel olduğunu düşündüğüm
yine de bunlara rağmen herkesin
yalnız ve mutsuz
anlamamış ve eksik
bilgisiz ve ruhsuz olduğunu görebildiğim
bir günümdeyim

kimsenin görmediği aynama bakıyorum
ve pozlara giriyorum
o an beni kim görüyor bilmiyorum
bazen ağaçlar bazen duvarlar
hatta benim gibi düşünen tüm eşyalar
konuşabilen kimse görmüyor
görebilen kimse de konuşmuyor
kulağıma fısıldıyorlar en fazla
ne kadar tatlısın diyorlar çoğu zaman
güzelsin ve akıllısın
ama fısıldayanların bana bir faydası yok
sanki bana bakan duvar daha iyi biliyor
ne istediğimi ve olduğumu


ne kadar güzel bir yaz günüydü diyorum
zaten yaşadığım o zaman da bunun farkında olarak
gelecekte bu anı çok seveceğim biliyorum
bazen ne kadar gereksiz gelse de
insanın hayatında mutlaka
uzaklara bakıp düşüneceği bir an olmalıdır
keşke o keki yeseydim
veya iyi ki yememişim
hiç fark yok
sadece kendinin bileceği bir tatlılık
açken içince mideye giden yolu hissetmek gibi
hissetmem gereken şeyler var biliyorum

enseme doğru bir rüzgar esiyor
sanırım bu sefer de beni o gördü

iyi ki o keki yemişim.




11 Temmuz 2012 Çarşamba

isteyince yazıyorum



saçımı taramaya başladığımda
nedense duramıyorum
özellikle de ıslaksa saçım
tüy tüy olana kadar
uçları kuruyana kadar
ne hale geldi umurumda olmadan
sürekli tarayasım geliyor


insan yapmak istediği şeyin sebebini sorgulayınca
farkına bile varmadan mutsuzlaşıyor
yaptığı şeyin bir anlamı kalmıyor
artık keyif almak için değil de
bir sonuca ulaşmak için yapıyor çünkü
zaten her şeyi vücudumuz istiyor
bir kere de sadece biz istiyoruz diye su içtik mi
sadece susayınca içiyoruz
alakasız bir zamanda zorla uyuduk mu
uykumuzun gelmesini bekliyoruz
tatile yorulunca çıkıp
biri bizi sevince
biz de onu seviyoruz
her şeyin bir nedeni olmadan
yaşamamız mümkün değil sanki


benden bir şey beklenmemesine alıştım
çünkü öyle olsun istedim
tatlı canım diye gezdim hep
böylelikle insanlar anladı
ama yine de bilmeyenler oluyor
bir şeyi istemiyorsam
yapmıyorum
yapmak zorunda bile kalsam
yapmadım kabul ediyorum
bazen o kadar istemiyorum ki
kendiliğinden olmuyor
o zaman işte diyorum
karma da benim gibi düşünüyor
kısmet nasip hayırlısı
hepsi toplanıp
bana çalışıyor sanki
çünkü ben istemiyorken
zorunluluk da kim oluyor


saçımı dakikalarca tarıyorum
kuru ıslak fark etmez
elektriklenene kadar
şekli bozulana kadar
uçları bile kırılsa umurumda değil
çünkü tarayasım geliyor

bir şeyi neden yapmak istediğime
allahın tarağı karar verecek değil çünkü.






9 Mayıs 2012 Çarşamba

önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 40-45 dakika


kek yapmayı çok severdim
çok eskiden
kafamdan tarifler uydurup
onların çok leziz olduğuna inanıp
annemi bulaşıklar içinde bırakıp
sürekli kaçardım mutfaktan

asla yapamadığım bir çeşit vardı
pandispanya
tarifi çok karışık ve zahmetliydi
kaynar suda yumurta sarısı çırpmak
gidip test çözmek gibi zor geliyordu
o hep keklerin zeus'u gibi kaldı
ben her normal kek yaptığımda
bana yukarılardan gülüyordu

pandispanya olduğumu fark ettim
kendi gözümde gördüğüm halimle
şimdi her yerin kolayca yaptığı sıkıcı hamur değil
kendime zahmetli gelen haliyle
malzemeler için fazla bulaşık gerektiren
kafa dağınıklığına fırsat vermeyen
hazır olmadan fırın kapağı açtırmayan
bir gün beklemeden kendine gelemeyen
sürekli tarife bakılan
ama bir şey anlaşılmayan
sonuçta lezzetli olması nadir gerçekleşen
bir pandispanyayım

herkesin tercihi sufle olabilirdim
sürekli takdir gören ve tercih edilen
mutlaka karın doyuran
her menüde karşıma çıkan
ama hep farklıymış gibi sunulan
görüntüsü iştah açıcı
üçüncü kaşıktan sonrası bayıcı
hepsini bitirince pişman olunan
ama yine de hep istenen
en çok sevilmeyi hakeden
mideye oturmuyormuş gibi
gelmeden önce dakikalarca aç bekletmiyormuş gibi


avantajlı bir sufle olmak
banko bir tat
hiç bana göre değil


lezzetli bir pandispanya olmasam bile

pişerken eve yayılan
mis gibi kokum yeterdi










24 Nisan 2012 Salı

MUTLU


               


geçen aylardan bir günde 
en son ne zaman ağladın diye sorduklarında
yıllar önce şortlarımı kaybettiğimi sanmıştım 
işte o zaman demiştim 
öncesinde de çok uzaklara bakıyor gibi düşünerek 
ne zaman olduğunu hatırlamaya çalışmıştım 
bir yaz günü şortsuz kaldım sanıp ağlamalarım geldi aklıma 
sonradan bulduğumda ise gözlerim yaşlı fakat keriz bir gülümsemeyle 
kaybolmamışlar demiştim 

bu konuşmalardan bir süre sonra 
tavşanımın öldüğünü öğrendim 
şu hayatta en çok bağlandığım tombul yuvarlağın 
kışın donarak öldüğünü söylemişti adam 
hayvanat bahçesinde tüm hayvanlar canlı kanlıyken 
sadece benim tavşanım ölmüştü 
sürekli rüyalarıma giren ve delicesine özlediğim 
tüm elbiselerimi hatta saçlarımı bile yiyen şeyi 
artık omzuma alıp ne güzel bir his diyemiyordum 
tam da akbabaların olduğu kafesin yanından geçerken 
merdivenlere oturup ağladım 
daha geçen gün en son ne zaman ağladığımı 
gökyüzüne bakarken hatırlamaya çalışan ben 
o an hayvanat bahçesinde akbabaların yanında ağlıyordum 
ve ne kadar kötü bir his olduğunu hatırlıyordum 
gözümüzden sular geliyor ve kontrol edemiyoruz 
hiç bana göre bir durum değil 
hislerim eğitimli subaylar gibi diye bilirdim 
disiplin en üst seviyede hep kalbimde 
ama bir tavşan beni mahvetti 
tüm gün ağladım 
keşke şu an tüm kıyafetlerim kaybolsa 
ama tavşanım geri gelse dedim 
sayısını bilmediğim kadar şortum var ama 
beni seven yanaklar yok artık 

kötü bir gün geçirdiğimde 
umarım hayatımdaki en kötü an budur 
ve ben artık sıramı savmışımdır diyorum 
ama asla böyle olmuyor 
zaten güvenemiyorum da 
insan bol bol sevmeli mi 
yoksa hiç sevmeden ölmeli mi 
karar veremiyorum 
sevgim asla bir şeylere yetmiyor 
bende fazlasıyla taşıyor gibi görünürken 
bir adım atıyorum 
ama aya çıkmam isteniyor 
bir şeylere çabalamadan mutlu olunmuyor 
insanların ben seviyorum hem de çok seviyorum diyip 
huzurla uyumaları ve köşelerine çekilmeleri beni mutlu etmiyor 
sanki herkes evine uyurken 
ben çalışıyorum gibi hissediyorum 

mutlu olmak kilo almak gibi 
şiştikce şişiyorsun 
ve kimse seni uyarmıyor 
en sonunda bir şeyler patlıyor 
veya tüm çıplaklığınla kalman gerekiyor 
o zaman anlıyorsun 
her mutlu oluşun sonunda aç kalmak var 

kolumdaki ize bakıyorum bazen 
yaz günlerinden kalma bir çizik 
tavşanımın tırnağının izi 
hiç anlamasa bile ve canımı da acıtsa 
onu çok sevmiştim 
hiç şikayet etmemiştim 
bana seni seviyorum dememişti 
ama varlığı yeterdi 
yokluğu bile yeterken üstelik 

mutsuz olmak mutlu olmaktan daha kolay 

bu aralar hep kolaya kaçıyorum.

21 Mart 2012 Çarşamba

uyanık



sabah uyandığımda mutsuz olmayı hiç sevmiyorum
bunun bir sürü sebebi olabilir
hasta olabilirim hava kötü olabilir parasız olabilirim
ama bunlardan hiçbirisi sabah mutsuz uyandırmaz beni
yatağımda düşündüklerim ve hissettiklerim bunlar değildir çünkü
yattığım sürece hep güzel şeyler düşünürüm
beni mutlu eden şeyleri
güzel bir hava olabilir
ya da almayı düşündüğüm yazlık bir giysi
devamında ne gelirse gelsin en azından o an mutlu olmalıyım
bazen bu o kadar iyi bir şeydir ki
uyanık olarak 1-2 saat yatarım
nedir ki daha önemli olan
güzel şeyler düşünmekten

benim için hayat sabah da mutsuzken kötüleşmeye başlar
bir sabah uyandım ve bu böyle gitmez dedimlerle değiştirdim bir çok şeyi
gözümü açmamla verdim bütün önemli kararlarımı
öğlene doğru gelen o sakinlik
aslında o kadar da önemli değilmiş hissi
asla olmadı bu kararlarımda
ilk ve son kez vazgeçtim hep
hiç pişman olmadım
sanki kendime karşı çok büyük bir iyilik yapmış gibi
günlerdir açık kalan buzdolabı kapağını kapatmış gibi
çürük yiyeceklerden artık ben sorumlu değilmişim gibi
kalkarım yataktan ciddi bir şekilde

öğlen gelen o sıcaklığın
güneşli saatlerin artık bir önemi yoktur
bunlar "en azından" tesellileri olmaktan çıkmıştır
artık mutlu olmak için teselliye ihtiyacım yoktur
çünkü bir teselliye ihtiyacım da yoktur
güneşli günler artık sadece güzel bir sabahın
mutlu uyandığım bir günün
geri kalan dakikalarda ne olucaksa olsun
iyi bir başlangıcın yanında gelen meyve sepeti gibi
zaten güzelken daha da güzel olan bir şey olarak
yanıma kar kalırlar sadece
cebime fazladan attiğım cevizler bademler gibi
enerji vermek için yanımdadır güneş
sadece tatlı canım için

sabah uyandığımda kendimden başka bir şey düşünüyorsam
ve bu beni mutsuz ediyorsa

o an herkes muz ve sadece bir tek ben mangoyum.

28 Şubat 2012 Salı

kendimi dinledim cicikuş dedi


keşke kuş olsam demedim hiç
kendimden kat be kat büyük birisinin avuçları içerisinde kıvranmak istemezdim
albatros olabilirim belki ama o da çok yalnız ve ciddi
kuş dediğin yumuşak yumuşak yanındakine sokulmalı
ama her zaman da uçup kaçacak gibi durmalı

bir ay oldumu hatırlamıyorum
sağ kulağım çınlıyor
doktorlara işin bilimsel olan kısmını bırakıp
delilik olasılığını kendim düşündüm
acaba kendini bağımsız ve havalı bir varlık olarak gören beynim
bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor
hep istiyordu bunu ama sesini duyuramıyordu belki
bir şey oldu
kulağımın uykusundan mı faydalandı
bilmiyorum
ama sızacak bir yol buldu
koskoca beyinle aynı dili konuşacak değiliz ya
bana çınlama gibi geliyor belli ki o dedikleri
ne zaman biraz sessizlik olsa hemen başlıyor konuşmaya
gece yatarken de devam ediyor
bazen sinirlenip iyice bağırıyor
çünkü anlamıyorum
o mantıklı bir şeyler açıklamaya çalışırken
ben kulağıma kameralar sokturuyorum
doğal olarak tepki veriyor
arkasında en ufak bir iz bırakmadan
beni teşhisi zor tetkiklerin içine atıyor

geçen günlerde eskisi kadar çınlamadığını fark ettim
ne ilaç kullandım ne de ameliyat oldum
durduk yere azaldı
bundan memnun olmam gerekiyorken
artık daha da merak ediyorum
bana ne demek istiyordu
sanki bir süredir yalnız değildim gibi
bu gıcık ses beynimin olduğunun kanıtı olabilirdi
çınlamamı arıyor buluyorum kendimi
biraz durunca bakıyorum orada hala
sanki hiç gitmeyecek ama
yine de kendini unutturacak gibi

hiç akıllı olduğumu düşünmedim
hatta kuş beyinli olabileceğimi anladım
beynim yerinde orası kesin
ama her an gidebilir sanki
albatros gibi kararlı ve sadık değil
muhabbet kuşu gibi ne yapacağı belli olmayanından
öpücük verince gelip öpebilir ama
ilk fırsatta açık bulduğu yerden kaçabilir.

26 Ocak 2012 Perşembe

bear grylls


yıllardır izlediğim bir şey
bir adamın dünyanın en tuhaf yerlerinde
ağaçlardan hayvanlara
bulduğu her şeyi yiyerek ve en zor yerleri geçerek
yaşamaya çalışması

bir gün bear grylls
en sevdiğim hayvanlardan olan bir sincap yediğinde
anlamıştım
hayatta kalmak için bazen de sevdiklerimizi yemeliyiz
ya da onların yok olduğuna şahit olmalıyız

en sevdiğim tabağı kullanmak ile
en sevdiğim tabağın kırılması
hep aynı sonuca ulaşıyor
sevdiğin şeyin yok olması veya kirlenmesi
hepsi farklı bir bitiş benim gözümde

insan kendinin en kötü halini düşününce
kirli tabak gibi olabiliyor
ama yumurta yenilen ve yıkanmamış bir tabak
anında kazıyamıyorsun bazı şeyleri
kötü bir koku da sinmiş olabiliyor
bir süre sıcaklık arıyorsun yumuşamak için
sonra temizlenmeye hazır hale gelebiliyorsun
bir sonraki kirleniş için
kendini ters çevirip kurulanmaya bırakıyorsun
hep aynı şeyler oluyor
ta ki bir gün kırılana kadar

her durumdan sağ çıkıp
önüne gelen her şeyi yiyen
bear grylls olmak istiyorum bazen

ama ben onu yiyemediğim için
sincap bile beni yiyebilir

5 Ocak 2012 Perşembe

BERİ


telefonumdaki yaz günleri fotoğraflarıma bakmak en iyisiydi o an
gece 12 olduğunda yeni yıla nasıl gireceğime karar verememiştim
kendimi bir şekilde ikna edip
rahatsız edici şekilde bu inanca bağlandığım için
yeni bir yıla nasıl gireceğimi şaşkınlıkla karşılıyordum
kararlı ve memnun mu olmalıydım
yoksa etrafta sarılacak birilerini mi aramalıydım
işimin başında mı kalmalıydım
yoksa kendi etrafımda mı dönmeliydim

bazen hayatın bana aşık olduğunu düşünüyorum
beni o kadar çok seviyor ki her gün beni düşünüyor
her şeyi ben bir adım daha atayım diye yapıyor

hayatı önemsemiyorum bazen
unutuyorum onu
sabah uyandığımda bana bakıyor olmasını görmezden geliyorum
veryansın edenler oluyor
ne kadar şanslısın senin için neler yapıyor diye
ama kimse bilmiyor ki hayatın bana aşık olmasının sebebini
sinirlendiği zaman suyumu bile doldurmadığını
aslında bu aşkının sadece onu mutlu etmek için var olduğunu

ben bu hayata geldiğim anı bile hatırlamıyorum ki

bir şeylerin hayatımdan gidiyor olmasının sonucuna
istediğim şeylerin gelecek olmasıyla katlanabiliyorum
aslında hep aynı şeyleri istiyorum
yılbaşı gecesi 12 olduğunda güzel bir şey görüp
tüm yılımın o güzelliğe bağlı kalması gibi bir istek bu
eskiye hiç dönmek istemiyor olmam
eski günlerimi huzur evine bırakıp hiç ziyaret etmeyeceğim anlamına gelmiyor
iyi bakıldığına emin olduktan sonra
sürekli geriye dönmeye gerek kalmaz

sahnenin arkasında topuklu ayakkabılarımla yüksekten yaz günlerime bakarken
kendimi zeus gibi hissettim
kimseye sarılmaya ihtiyacım yoktu
gülümsemesem bile olurdu
henüz gelmeyen bir şeyi mutlulukla karşılayamam diye düşündüm
sadece susuz olup olmadığımı hissetmeye çalıştım

hayat yine bana kızmıştı

1 Kasım 2011 Salı

gündüzün kısalması 3 dakika


önceden mutfaktaki maarif takviminin yapraklarının canına düşerdim
daha gün bitmeden koparırdım çünkü zaman gibi gelmezdi bana onlar
annemin sürekli olarak bana kızmasının nedeni annelikten değil
yaprakların azalmasındandı büyük ihtimal
ben onun yaşından bir parçayı daha erkenden koparırken
kendim yazın gelmesini daha da çabuklaştıracağını sanıyordum
tek istediğim buydu çünkü
koparıp sadece günün yemeklerini ve isimlerini okuyup
çöpe attığım her kağıt parçası
benim için güneşli günlere atılmış bir adım gibiydi
annem için ise çöp kutusundaki insafsızlıktı

bir süre sonra modası geçtiği için mutluyduk

her resimli takvim gördüğümde doğum günüm olan ekim ayına bakmak gibi adetim vardı
resim varsa nasıl bir resim
acaba benim hayatıma bir göndermesi var mı
genelde ekim ayı için sararmış yapraklar kaçınılmaz olsa da
yine kendime bir teselli olsun diye
ne güzel bir güneş ışığı dediğim şeyler de olurdu
iyi ki ocak şubat doğumlu değilim derdim
karlı yollar ve yaşadığım yerde hiç olmayan sempatik çatılı evler kaderim olabilirdi

çünkü insan kendisiyle ilişkili bir durumda mutlaka bir teselli bulabiliyor

asla masa takvimlerinin üzerine yuvarlaklar çizen birisi olmadım
kendime ait bir masa sadece odamda olduğundan da olabilir
beklediğim güne ne kadar kalmış pek bilmek istemedim
ortalama rakamların iç huzurumda daha etkili olduğunu anlamıştım çünkü
beklediğim güne çok varsa zaten çok vardır
az varsa yakında geliyordur
o gün zaten artık bekleyecek bir şey kalmamıştır
ve sonrası yine havuzun boyu geçen yerine dalıp bakmak gibi
çok uzak gibi görünen ve ancak nefes alabiliyorken rahatça gidilebilen bir gelecek


zamanla ilgili sıkıntılarımı çok rahat çözebiliyorum
tek yapmam gereken bir tarih belirlemek
kesin olmayan bir tarih
etrafına yuvarlak çizilmesine gerek olmayan
sadece yapmam gereken bir şey
gitmem gereken ya da gelmem
hiç fark etmez
almam gereken veya vermem
arasında bir fark yok
hiçbir şeye mecbur kalmadığım ama
olmayan takvim yapraklarını koparıyor gibi
güneşli günlere yaklaşıyor gibi
istediğim şeye ulaşıp
sonra başka bir şey istemek gibi
bugün doğacak çocuklara isimler kısmında kendi ismimi görmek gibi
çok imkansız olan ama sadece beni ilgilendiren
sabah gözümü açtığımda güneşin sadece bana doğmuş olması gibi bir şey

benim için zaman çöpteki pasta kutusu
çöpte olmasına rağmen hala içinde bir zamanlar lezzetli bir şey olduğunu belli eden
bir süre atmaya kıyamadan mutfakta kalabalık yapan
belli bir yaştan sonra ise sadece arada hediye olarak gelen

lezzetli bir kutu
ama sadece takvimler doğru zamanı gösterdiğinde.

9 Ekim 2011 Pazar

29


kendimi çok fazla dinlememem gerektiğini anladım

her yeni yaşıma girdiğimde o yaşımdan bir şey bekler oldum
ama anladım ki aslında o benden bir şeyler bekliyor
bu yüzden mumları üflerken ne için dilek dileyeceğimi şaşırdım
lütfen benden çok şey bekleme diye mi
yoksa ondan çok şey beklemem gerekmesin diye mi

en güzeli en basit dilekler
zengin olayım gibi
olmazsam zaten saçmaydı nasıl olayım diyeceğim
olursam da dilek diledim diye olmadı herhalde diye mantık yürüteceğim

dilek perisi gibi masalsı şeylere inanıyorum
çünkü bu istediğim şeylerin olmamasının sebebini gösteriyor bana
pembe ve saf bir peri için fazla pragmatistim çünkü
istediğim şeyin hayatımda en olması gereken şeymiş olması gibi
şu hapı içerken boğazımda kalmasın başka bir şey istemiyorum dileğim gibi

uzun zamandır ne istiyorum diye düşünüyorum
ve cevap beni çok yaşlandırıyor
çünkü en büyük eksiğim tüm klasik insan dileklerimi yok sayıyor
midem için dilek dilerken istediğim ayakkabı gidiyor
saçım dökülmesin derken seyahatlerim bana el sallıyor
alerjim geçsin diye iğne yerken hayalimdeki iş tatile çıkıyor
demirim yükselsin diye hap çiğnerken pilates benden ümidi kesiyor

6 ekim günü
kendimi artık 29 yaşında ve sağlık isteyen bir hasta olarak buldum
teşhis doğru tedavi ümit verici
kontrolü mutlaka yapılması gereken
reçetesi manas destanı gibi
yan etkileri geçici

saçım artık dökülmüyor ama bu sefer de eskisi gibi çok kabarıyor
böylelikle bir peri daha öldü

artık garanticiyim,dev antibiyotikleri direk boğazıma ittiriyorum
yeni yaşımdaki dileklerim boğazıma takılmasın diye.

6 Eylül 2011 Salı

tuzsuz adam


çok mu tuzsuz olmuş sorusuna verilecek bir cevabım yok
tamamen tuzsuz olmadan bir şey anlayamıyorum genelde
ayran mesela tuzsuz olursa anlarım
ama makarnada olmazsa fark etmem
çok tuzlu bir şey yememe ise imkan yok
birazcık fazla olsun amca gibi tansiyonum çıkar sanki

bir insan hayatında en fazla neden vazgeçebilir

mesela 39 yıldır her şeye tuz atan adam
nasıl bundan vazgeçebilir
içtiği suya atma imkanı olsa onu bile yapabilecekken
peksimet gibi tamamen tuzsuz bir hayat ona neden çekici gelebilir


senin için her şeyi yaptım demek çok büyük bir olaydır
seni çok seviyorum demek inanılmaz havalı bir laftır
seni özledim demek hem üzücü hem sevinçli bir sonuçtur

ama
senin için 40 yıllık tuzdan vazgeçtim demek
bütün hayatında tek vazgeçemediğin şey olan yemekten vazgeçtin demektir
sana kek yaptım eyleminin kırk ile çarpılmış halidir
yemek yerken bile seni düşünüyor demektir
bu gerçek bir iltifattır
bu atmosferin en üstüne çıkmak gibidir
bu kimseye başka jest imkanı tanımamaktır

ama
insan 40 yıl boyunca onu mutlu etmiş bir şeyden vazgeçebiliyor ise
uğruna en vazgeçilmez şeyden vazgeçtiği kişiden de vazgeçebilir
bir zamanlar günün her öğünü elini attığı beyaz ufak tüpü unuttuğu gibi
onu unutmasına neden olan şeyi de unutabilir

annem makarnaya biraz fazla tuz koymuşum sanırım dedi
artık tuza başlasam iyi olur diye düşündüm.

1 Eylül 2011 Perşembe

günaydınlar


yattığım yerden gördüğüm balkonu özleyeceğim
gördüğüm şey gayet basit aslında
sineklik kapısı, bazen çamaşırlık veya hiç kullanılmayan sandalye
ilerisi ise hiç anlaşılmayan karanlık bir orman
insanların çekip de paylaşacağı bir kare değil
bakıp bakıp anlaşılamayan bir durum
gündüz biraz daha açıklayıcı
gece ise serinlik veren bir karanlık

yattığım yerden kaz sesleri duyuyorum mesela
uzaktaki nehirden gelen
köpek sesi gibi alışılmış değil
kazlar neden uyumazlar ki diyorum
zaten uyumaya çalışırken duyulması en tuhaf ses
bir de bunları düşünürken iyice uykum kaçıyor

yattığım yerden balkonumu düşünüyorum
kışın beni özlüyor mudur
beni fark eden o gözler nerede diyor mudur
hiç çıkıp oturmasam da
havlu asmak için onu kullansam da
onun varlığı yeter diyor mudur

yattığım yerden yarını düşünüyorum
aslında düşünmesem de rahatlasam diye
yarın acaba benim aptal olduğumu düşünüyor mudur
zaten ne düşünürse düşünsün ben bildiğimi okuyacağım
hayalleri veya hayal kırıklıkları beni bağlamaz diyor mudur

yattığım yerden bir türlü kalkamıyorum
tüm gece dinlenmemiş tam tersi yorulmuş bir kafayla gözümü açıyorum
balkonumun manzarası daha güzelleşmiş
kazlar susmuş köpekler başlamış
yarın tepeme dikilmiş bugün gibi yüzüme bakıyor
tüm gün burada yatsan da umurumda değil diyor
biraz daha balkona bakıp gece yatacağım zamana doğru kalkıyorum



çekip de paylaşacak bir şeyler aramıyorum
tamamen benim olacak balkonların hayaline dalıyorum.


11 Ağustos 2011 Perşembe

insansız ilk yazı uzaya gönderildi


babam merdivenleri çıkarken yüksek ökçeler kitabını hatırlatıyorsun bana dedi
yürürken veya merdiven çıkarken biraz fazla vuruyorum ayaklarımı
topuklu ayakkabı giydiğimde zeus yere indi sanılabiliyor
yapabileceğim bir şey yok
evin içinde yürürken havalanan takvimler sallanan tablolar yüzünden babam bana kız değil dragon der
artık takvim yok ama merdiven var
ve babamın bana yüklediği orijinal sıfatlara hep yenisi ekleniyor
çalıkuşu gibi bir sıfatım olmadı hiç, herkes tarafından söylenen
mesela bugün çalıkuşu feride nin bir sabah yıllardır görmediği sevgilisine armutlu süt hazırlamak için erken kalktığı an gibi heyecanlı uyandım
ama feride gibi de değilim çalıkuşu da
hiçbir şey olmak istemiyorum
dragon olmak zaten yeterince tuhaf
komşunun kızının bana yıllarca nutella abla dediği günler vardı
artık o kız komşumuz değil bu yüzden ben de nutella değilim


bir tavşan aldım
senden bir farkı yok bu tavşanın dedi babam
nedenini hiç anlamadım önce
tek bildiğim o tavşanı banyo lifi gibi boynuma kollarıma sürme isteğim
bana alerji yapmasına rağmen
hasta ve yaşlı makar devuşkin gibi öksüre öksüre şunları yazmama neden olsa bile
seviyorum onu
her yere pisliyor ve en sevmek istediğim zaman kaçıyor
ama seviyorum


gıcık bir insanımdır kesin
çok duyduğum şeylerden birisi de bu
bazen bu insan beni neden seviyor acaba diye düşünüyorum
arkadaş da olabilir bu aşık da
sevilecek hiçbir şey yapmıyorum
sonra düşünüyorum
belki de gerçekten bir tavşan gibiyimdir
insanlığa hiçbir faydam yok
tam tersi milleti yoruyorum
ama yine de sevmek istiyorlar
yanaklarımı görünce mutlu oluyorlar
onlardan kaçınca kızamıyorlar


kendi kendime alerjim var
belki de gerçekten insan değilim.

12 Temmuz 2011 Salı

vur gitsin


1 ay önceydi
terliğimi aldığım gün acaba ne zaman ayağıma vuracak dedim
yeni bir ayakkabı ve türevi bir şey alsam bunu diyorum
çünkü hayatım boyunca sorunsuz ve yara bantsız bir yeni ayakkabı hayatım olmadı
sadece yeni ayakkabıyla bunları yaşasam yine bir tesellim olurdu
3 yıllık terliğim bir gün vurasım geldi diyebiliyor
bir gün önce hiçbir şey yok
ne vurma sinyali
ne de bir rahatsızlık
adeta en yakın partnerim
can dostum
terliklerim arasında en aramızdan su sızmayanı
bir sabah kalkıyorum ve markete giderken ayağımda deli bir sızı var
yolda giderken oluyor bu ayrıca
ne en başta ne de en sonda
tam yolun ortasında
en hızımı almışken
birden bir acı
hep aynı


eski sevgilimden ayrılmayı tanımlarken
inandığım bir dinin sahibi gelmiş ve
ya o dini ben uydurdum kusura bakma demiş ve gitmiş gibi diyordum
yıllar yıllar önceydi ama hala bazı şeyler aynı inatla
insanın körü körüne düşündüğü veya nasıl isterse öyle sandığı şeyler
sanki başkalarının uydurmasıymış gibi sonlanıyor
yüze çarpılıp kaçılıyor
alıştırma süreci yok
kalp krizi gibi
ya ölüyorsun
ya da dikişli bir vücutla dikkatli bir hayata başlıyorsun
tamamen kurtulmak yok
her şeyi geride bıraktım da yok
en baştan tüm bunları zaten biliyor olmana rağmen
yine terliği giyip
yine ayağına o bantları takıyorsun
daha önceden sakladığın ve bir gün mutlaka kullanacağını bildiğin
en olmadık zamanda çıkan yara bantları
en büyük kurtarıcın gibi arkadandan iş çevirip kaçan sinsi gibi
yine de çantanın bir köşesinde bulunuyorlar
elbet bir gün sıra geliyor
iyileşmeyi kabul etmeyen bir vücut
hazine gibi

en yakın dostum çoraplarım
sadece yıkanmak istiyorlar
geri kalan her şey üstündeki çizgilerde ve hayvanlarda.

29 Haziran 2011 Çarşamba

otel


bir binayı özlüyorum
4 katlı ve eski püskü
mimarisi özel gibi ama dokunsan yıkılacak gibi de
içinde garip garip taşlar olan
ama limon mandalina ağaçları da olan
bahçesinde çoğu zaman kendim olduğum
ağaçtaki limondan farksız bir şekilde
belki de ondan daha faydasızca dünyaya
öylece duran bir insanım
sadece bakıyorum bahçeye
ayaklarımın altına bir köpek geliyor
onu bile sevmeye üşeniyorum
gözlerimle seviyorum
o da anlıyor
ben orada bir sandalyeden farksızım


özlediğim bir oda var
içinde eski gelinlere ait bol aynalı bir dolap
hiç oturulmayan bir balkonu olan
küçücük bir banyosu ve 5 adımlık yürüme alanıyla
insanı eninde sonunda yatağa yatmaya mahkum bırakan
saatlerce yatıp öylesine tavana baktığım
bazen duvarında turuncu kertenkeleler görüp sevindiğim
bahçedeki insanların sesini dinlediğim
okuma lambası asla çalışmayan
104 numaralı bir oda


kimse yokken girdiğim havuzu özlüyorum
10 metrelik mutluluk ölçüsü
üstündeki arıları temizliyorum
sonra etrafıma bakıyorum
güneşin en uzun süre uğradığı şezlongu sahiplenip
sevdiğim müziği açıyorum
sadece bana ait 100 ton su
kollarımı kaldırıyor
bacaklarımın arasından geçiyor
özellikle oje sürüp giriyorum
çünkü bomboş havuzda ellerimi izlemeyi seviyorum


dev bir binayı özlüyorum
beni ben yapan ne varsa
artık sökülmüş ve yıkılmış olan

geriye sadece limondan daha gereksiz olan beni ve ayağıma yatan köpeği bırakan.

16 Haziran 2011 Perşembe

TAMAM


ne düşündüğümü bilmemekle beraber o kadar çok şey düşünüyorum ki yolda giderken durduruyor bu hisler beni
adım atıyorum ve durup bekliyorum ben ne düşünüyorum diye
her şeyimi engelliyor
sanki beynim yerinden çıkıp her şeyi baştan karşıma geçip anlatmak istiyorum,
sana anlattiklarımı anlamıyorsun kafanın içinde bomboş duruyorum gibiyim demek istiyor
tüm bildiklerim tüm gördüklerim hepsi birden kafamdan fışkırmaya çalışıyor konserlerde sahnelerden patlayan konfetiler gibi
bulutlara bakıyorum iyi ki varlar diyorum, kafamı yukarı kaldırdığımda beyaz ve pofuduk bir şey göremeseydim tesellim zor olabilirdi
sürekli yollar gidiyor ben bir yere gidemiyor gibiyim
ben neden buradayım, mesela şu an suyun içindeyim ama neden böyleyim diyorum
ne istedigimi değil neyi istemediğimi düşünmekten o an ne kadar muhteşem olursa olsun geçiştiriyorum
o an bana sinir oluyor belki de
onu şu an ne kadar mutlu ediyorum
bir kez daha ayak bastığım yer yüzdüğüm o sular asla bu andaki gibi olamayacak
hepsi yoldaki kesik cizgiler gibi
kısa kısa da olsalar hep varlar ve sayamayacak kadar çoklar
parmaklarıma bakıyorum bazen kenarları soyuluyor durduk yere
vücudum belki de benden daha iyi biliyor ne zaman neye tepki vereceğini
soyulması gereken zaman hiç vakit kaybetmiyor
gözlerim parmağıma doğru çevriliyor ve sol elim de onun yanına gidiyor
neden soyulduğunu anlamaya calışıyor bir çok organım
belki çok ufak bir şey belki de biraz acı verici
bazen yara bandı yapışması gereken
sadece bir soyuk diye nitelendirilen

bazen birisinin yanına uzanmak istiyorum
ama aynı zamanda yollar da gitsin altımdan istiyorum
biraz rüzgar essin saçlarım yeni kurumuş olsun
üstümde sarı camaşırlar olsun
kocaman gölgelikli bir yatak
bunların hepsini düşünüyorum
ellerim nasıl duruyor bacaklarım nerede
yüzümün ifadesi nasil
yanına uzandığım insanın kimliği ve niteligi dışında her şeyi düşünüyorum
çünkü kim olduğunun hiç önemi yok benim saçimdan rüzgar altımdan yollar geçerken
sadece uzanmak istiyorum belki de hiç sevmesem de biraz nefes sesi duymak
kendi huzursuz uykuma karşılık memnun bir nefes
her şeyi çözebilirdi
hiçbir işe yaramayabilirdi
ellerimin soyuk hali ayaklarımın sızlaması
beynimin bana olan tavrı

kim olduğum umrumda değil aslında
ruhum beynimden daha akıllı

bana doğruymuş gibi zıplayarak gelen serçenin aslında bana gelmediğinin farkındayim.

2 Haziran 2011 Perşembe

ne kadar hıyarsın


insanların yaşıyor olmalarının bir amacı var mı bilmiyorum
çoğunun yok gibi geliyor bana
bazı insanlar ile bu olsa ne olur olmasa ne olur dediğimiz sebzeler aynı gibi
yolda yürüyüp birbirine bakan sebzeler ile dolu her yer
aslında sebze olsaydık hayat bizim için daha kolay olabilirdi
en fazla ağaçtan düşüp yerlere yuvarlanırdık
ya da pazardaki teyzeler tarafından avuçlanırdık
başımıza gelebilecek en kötü şey
pazar sonrası yerlere düşmüş marul olmak olurdu

sebze haliyle gezdiğini anlamayacak ciddiyette insanlar var
adam taze fasulye mesela
ama farkında değil,ciddi ciddi konuşuyor
bir fasulyeyi ne kadar dinleyebilirim ki
o çok önemli şeyler söyledikçe benim gördüğüm
pazarda son anda kilo tutmadı diye alınıp poşete atılmış bir yamuk bir fasulye
kendisini yemeğin en önemlisi sanıyor
ama pazarcının işgüzarlığı sonucu poşete girdiğinin farkında değil
sadece ben farkediyorum

havalı havalı duran kadın hiç farkında değil mesela
karpuz dilimi olduğunun
kamyon arkasında satılan karpuzlardan olduğunu bilmiyor
sadece dursam yeter diye düşünüyor
karpuz satıcısının şov amaçlı kesip en yukarı koyduğu dilim gibi
seçilmiş olduğunu düşünüyor
ama diğer karpuzlar bile satılırken
kendisinin bütün gün orada durmaktan buruşacağından habersiz
gün sonunda çöpe atıldığında
sokak hayvanları bile onu yemeyecek
bunları bilmeden duruyor karşımda

buzdolabımda yer kaplayan ama asla yemediğim sebzeler var
sırf muhatap olmayayım diye hemen dolabı kapatıyorum
kokmalarını beklemeden atamıyorum
kokacaklarını bilmeme rağmen

bazen sebzelere bakarken kafam karışıyor
hep bu yüzden
insanlara bakarken kafam hiç karışmıyor
hep bu yüzden.

13 Mayıs 2011 Cuma

ayarlar


hiç gelmeyen bir telefon var
bakıyorum telefona
aslında bakmıyorum, önceden çok bakardım
mesajın geldiği anı düşünürdüm bir bakıma geleceği yani
mesaj geldiğinde şu anımı hatırlamayacağım bile derdim
arama beklemek daha değişik
çünkü arama beklemez
mesaj gelse o bekler ben açana kadar
ama aramaya en fazla 4 saniye bakabilirim

ufacık bir alet kalbimizi yönetiyor
beyin bu konuda çaresiz
iç organlar birbirlerine bakıyor abi biz ne yapalım beyin bile susarken diye
gözler ne yapacaklarını şaşırıyorlar çünkü en önemli işlev onlarınki
kalp ise zavallı bir muşmula gibi bekliyor
ufacık bir alet
ne içinde kan var
ne de vitaminler proteinler
en ufak bir yapı taşı bile yok
ama en uzaklardan bile kalbi yönetiyor
o çaldığı an hızlıca atıyor
eğer beklenen telefonsa kalple birlikte mideye de bir haller oluyor
tüm vücut telefon etkisiyle deliriyor
telefon vücudumuzun uzaktan kumandası sanki
pili bitince kalp pilimiz bitmiş gibi stres oluyoruz

bazen gezinirken öylesine düşünüyorum
şu an telefonum kaybolsa ne yaparım diye
büyük ihtimalle kös kös eve dönerim
çünkü tüm planlarım iptal olur
her şeyi telefon yaptığından kafamızda tek bir ezber yok
eve gelmek bir çözüm bile değil üstelik
numara bildiğim mi var ki eve geliyorum
ayrıca işime yaramaz diye ev telefonunu şehirlerarasına kapattırmıştım
kimsecikleri arayamam
aynı gün internet de kesilse mesela
işte o gün karşı evdeki dede olmaya adım atarım
tüm gün camın dibinde oturup yoğurt yerim
güvercin beslerim
telefonsuz kalan kalbim için aldığım ilaçları cam kenarına dizerim
bakıp dururum etrafa
insanın alışamayacağı şey yok


hayatımdaki her şeyden vazgeçerim
çünkü zaten sürekli bir şeylerden vazgeçiyorum
bazı şeylerin hayatımda olması önceden olmadıkları gerçeğini değiştirmiyor
telefonum giderse
güvercinler gelir.